5 Mart 2012 Pazartesi

kentselleşme sürecine ilişkin alıntılar


 Alıntılar en fazla 2 yıl önce –dergilerden uzağım, tarihlerini anımsayamıyorum- yayınlanan ‘iktisat dergisi’ve ‘npq’  ‘den yapılmıştı; bir seçim öncesiydi ve iktisat dergisinin o sayısı, ilk kez kentsel alanlarda olup bitenleri bu denli gerçeğe yaklaşan bir toparlamayla sunuyordu. Kimselerin durup ince şeyleri anlamaya vakti olmadığını bildiğimize göre,hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak, oturup derginin esas bağlamını oluşturan tartışma ve diğer makalelerin özetini çıkardık. Kimi kavramları ve yönelinmesi gereken ipuçlarını ardı sıra dizmek kişisel olarak yaşadıklarımı da anlamlandırıyordu, ancak kamusal söz üretimi, sahne üstü söylemler hayat denilen her şeyi bu denli kuşatan olguları tanımlamaktan müstesna tutulmuşlar gibiydi. Geçen yaklaşık 2 yıllık zamanda pek çok gelişme oldu ve o algı noktasında değiliz ama bir arpa boyu fark: kürsü üstü ve ekran söylemlerini anımsamak yeterli.oysa 21. yy’a özgü bir bilinçle bu olgu durumlarından başka bir söz ve iletişim ve tutum çıkarsamak gerekmez miydi?


İktisat dergisinden özet
“kentsel dönüşümün yaşandığı bölgeler oralara yeni inşa edilen sitelerle “soylulaştırıldılar” ve (….) o bölgelerin mezarlıkları sınıf atladı…”
“yeniden yapılanma: kentli yoksulların şehir dışına itilmesi ve rant bölüşümüdür.”
“kabataslak hazırlanmış rant projeleri, mega projeler olarak dünya emlak pazarına götürüldü ve yabancı yatırımcıların ilgisine sunuldu.”
“ kente hep yıkıma yönelik plan operasyonları yapılırdı. Hukukçuların refleksi para kazandıran taraf olarak bedel artışı davası açmaktı, idari yargıda plan iptal davası hiç açılmadı.”
“..bu yapı sektörünün ekonomideki rolü konusunda, aynı zamanda tabii ülkenin ekonomik politikaları ve bizim mesleğimizle (mimarlık) bağlantılı olarak bir berraklaşma sağlanamamıştır.”
“ yapı sektörü hem sermaye birikimi, hem sermayenin el değiştirmesi yoluyla el değiştirdi.”
“ nasıl, neyi dönüştürüyorlar? Hangi ölçekte? 400 milyar dolar gayri safi milli hasılası olan bir ekonomide bugünkü rolü nedir? Banka sermayesi ölçülür, otomotiv sanayisi ölçülür, ama ölçme yöntemlerinin oluşturulmadığı bu alanda deneysel, yaratıcı gözlemsel yöntemler kullanılabilir. Örneğin konut üretimine dayalı görünen, liberal ekonomi olarak isimlendirilen dolandırıcılık düzeninin ürünü olan “küresel mortgage olayının” boyutlarının ölçülememesi benzer bir durumdur.”
“ bütün kentsel dönüşüm projelerinin ikna mantığı acele kamulaştırma ile yaratılan korku”ya dayanıyor.
“ 21.y.y. türkiye’sinin  veciz sloganı: ‘riski avantaja dönüştürebiliriz’ ;deprem riskinin avantaja çevrilmesi….”
“ toki konutları: zevksiz, hiçbir işe yaramayan, sadece böyle kutucuklar biçiminde hiçbir şeye sığmayan bir alternatif.”
“benim evimi yıkarak bana yeşil alan yapılıyor. Benim olmadığım bir yerde yeşil alan benim ne işime yarayacak?”
“ esas mesele kullanıcı profilini değiştirerek oraları daha orta ve üst kesime ya da tüketicilik yeteneği olan bir gruba aktarmaktı.”
“ 1980lerden beri bunlar planlandı (…)alttan bütün bu kentsel dönüşüm alanlarını toplaya toplaya geliyor. aslında yeni istanbul’un temel kurgusu 1980’lerden beri var. Satışa çıkmış bir İstanbul kurgusu var.”
“ esas hedef alanlarında da kentsel dönüşüm projeleri var. Nerede rantı yüksek bu büyük projede değerlendirilecek bir alan var, o alanda kısmi dönüşüm projeleri var.”
“ katılım dediğiniz görüş almak değildir; belediye yetkilileri görüş aldılar, sonra kendi bildiklerini okudular.”
“ İstanbul, Ankara, adana, Diyarbakır, İzmir’de, antakya’da bütün dramatik, romantik öykülerin her biri planlanmış bir bütünün parçası olarak beliriyor…..”
“ sistemin yapısal mantığı çok açık: sürekli birilerinin birileri üzerinden kaynak paylaşımı, birilerinin b,r mekandaki daha önce varolurken ( oluşturduğu değerlerin rant olarak gaspedilmesi) (ve oradan) dışlanması….
“ yaratılan mekanlar güvenlik üzerine kurulmuş acaip bir mekan anlayışı…”
“ ucuz işgücü, emeğin istismarı demektir..” ;
       Göçebe durumunun süreklileştirilmesi yoluyla, olası bir muhalif kitle oluşumunu, mekan ve nüfus düzenlemeleri aracılığıyla engellemek; totaliter-diktatöryel uygulamaların teknik-biyolojik yeni bir formu…..
“ ülkeye çok üst düzeyden baktığın zaman bu mekanizma;yani yapı üretimi, kentin üretilmesinin otomobil üretir gibi yapılması.”
             Bu doğru görüşün asıl anlamları/nedensellikleri çok daha önemli ve henüz yaygınlıkla fark edilmiş değil,konu ile ilgili kimi makale önerileri: conatus; sayı:4 ; sınıf ve sınıflaştırma-j.holloway (s.61) ; sınıf mücadelesi ve işçi sınıfı: meta fetişizmi sorunu (s.71); değer ve duygulanım- antonio negri (s.89)
Böylesi kavramların gösterdiği nedenlerle; “kentsel hizmetlerden yararlanamayanlar”dan; “evi başlarına yıkılanlardan”; “yıkım tehditlerinden”; “bazı insanların evlerinden ya da kimi kentsel bölgelerden çıkartılmasından”; “tekrar göç ettirme politikalarından”; “kimi insanların toki adlı toplama kamplarında tutulup, evleriyle sınırlı  ya da belli denetim/kontrol teknikleriyle yaşamaya zorlanmasından” söz ediliyor.
“20 milyar dolara istanbul’u kurtaracakken bu ülke 20 milyar doları on yıldır ayıramıyor…diyelim ki bir yıl içinde 60 milyar dolar harcanacak. Bu parayı kim alacak, ne yapacak? Bu sualin böyle sorulması gerekmiyor mu? Arkasında milyarlarca dolarlık krediyle, rantla gelen bir yatırımcıya hangi belediye başkanı karşı koyabilir, istisnaları dışında…”
“ insanlar yaşadıkları yerde mutlu değiller.”
“yeryüzündeki durum şöyle: (…..) kentteki gelir yapısına göre toplumun geniş bir kesimi kentin merkezinden kovuluyor.” “insanların yaşam ortamlarından uzaklaştırılması bazen devlet gücü yani zor ile olurken bazen de fiyat mekanizmasına bağlı bir püskürtülme oluyor.” :: :  kentsel arazinin dönüşmesi ile kentsel arazinin kullanım biçimi arasında bir ilişki var: konut fiyatları, kiralar, konut vergileri, gündelik yaşamın maliyetinin artması; konut alanı olan arazinin ticaret ve turistik amaçlarla dönüştürülmesi; üretimin yapıldığı mekanların kontrol ya da tüketim mekanlarına dönüştürülmesi; ama çok daha önemlisi bu alanlarda gündelik yaşamın yeniden üretilme tarzları değişir. Yani kültürel kalıplar dönüşür.
Bu nedenle değişen ‘para politikaları’ , kullanılan biçimler/ göstergelerle çok başka bir anlamı içerirler: “ para artık sermaye ve az ya da çok özneleştirilmiş emek gücü arasındaki bir değişim rejiminin ürünü değil, bir değişim rejiminin üretimidir.”      Conatus 4; s.92
“emek gücü artık gerçek boyunduruk altına alınmıştır.”
“ işsizlik, mekan ile emek arasındaki örgütlü ve yerleşik ilişkiyi koparmaktadır.”
“ hiç kimsenin oturacak yeri kalmadı.”
Oysa belirtilen makro mekan betimlemelerinin ; iç mekan, nesne düzeni ve dil düzlemlerinde ‘karşılıkları’ var ve mikro uygulamaların oluşturduğu zorbalıklar henüz anlama ufuklarımızda belirmiş değiller. Bütün bu görünen yolsuzluklarla örülü yapı politikaları, her türlü mikro olguyu içeren ve tüm disiplinlerin bilimsel iç bilgileri dolayımında gerçekleştiriliyor.
“ sanko, Ülker, kiler v.b. sermaye grupları, bu sürecin temel aktörleri! Bu aktörler hükümet ve yerel yöneticilerle bir dizi ittifak ve bir dizi yasal düzenleme yaparak kentsel alanları, insanların yaşam mekanlarını karlılık alanlarına çeviriyorlar.”
    ( yine çok daha fazlası oluyor: medya çağında, gündelik hayatın kurumsallaşmış uygulamaları bile fark edilemediğinden (!) sorunsallaştırılamıyor.örneğin toki’de toplumun ahlaki-politik kontrolü, başlangıçta tekel konumunda yerleştirilmiş marketler aracılığıyla sağlanabildi: her eve giren tüketim nesnelerinin metafizik kontrolü ve dolayımlanması…  ardından gelen süreç planlı kent olduğu varsayılan  arazinin tüm boş alanlarının talan edilircesine yeniden paylaşımı olarak on metreye bir alışveriş merkezleri kondurulması oldu.)
“bir diğer yapısal özellik ise yerel sermaye gruplarının farklı ölçeklerde uluslar arası sermaye grupları ile ittifak ve işbirliği yapmalarıdır. Bu aşamada verimlilik, etkinlik, refah gibi teknisist kavramların gerçek içeriğinin açığa çıkarılması gerekiyor.”
“eskiden kent, insanların kendi yaşam mekanları arasındaki ilişkiyi sağlarken, artık baştan aşağı sermayenin kontrol ve çok daha önemlisi tüketim mekanlarına dönüşüyor/dönüştürülüyor. Yeni tüketim mekanları yaratmak için yeni mekanlara yöneliniyor.”
“İstanbul,(……) küresel kapitalizm açısından meta-sermaye ve para trafiğinin içinden geçtiği, bu işlevinin çok daha önemli olduğu bir mekana dönüştü.”
“çok boyutlu küresel işlevlerin odak noktası bir iletişim aktarma mekanı” (oluşturmak)…ulusal-uluslar arası sermaye bu alanları, mekanları kendi karlılıkları için dönüştürüyorlar.”
“kamunun elindeki tüm yerler talan edilmiş.”
“”bu kentsel dönüşüm dolayısıyla yatırılan sermaye ne kadar? kaç metrekare, hangi kalitede inşaata ne kadar para yatırılıyor? türkiye bütçesi ve gsmh’daki yeri nedir?”
“toki son beş yılda 50.000 lüks konut; 61.000 yoksullara dönük 50-60 m2 sosyal konut yapmış. Toki’nin lüks konut üretimini perdelemek amacıyla sosyal konutları öne çıkardığı belirtiliyor.”
                    (( aynı sorunun diğer ucunda ab ile bütünleşme sürecine dair olguları anımsamak gerekir. Ama yapısal  ve imaj sorunları tahterevallisi ile modernliğin kültürel/düşünsel arka planı arasındaki fark belirginleşiyor: toplum tüm kesimleriyle şizofrenik girdaplarda varolma koşul ve biçimlerini yitiriyor.))
“karşılığı olmayan dolarları arap sermayesi yapı yatırıma yatırıyor.ne yapıyor? Çünkü 5 milyar dolar verdiğinin belki de 5 milyar doların karşılığı yok, çünkü altın karşılığı olmayan para basılmış. Diyorki bu 5’te 1’e bile düşse gene kârlıyım. Çünkü o para, 60 trilyon, bugün karşılıksız çıktı dünyada.”
“konut değil sadece, tümüyle sektör: gayrımenkulün menkulleştirilmesi bu…”
  Npq c.7, s.5, s.67 attali röportajı:
   Gardels: petrol zengini körfez ülkeleri…..
   Attali: onlar son çaredir. Bundan on yıl sonra, 10 trilyona yakın bir varlık değerine sahip olacaklar. Bu da küresel ölçekteki yegâne ulaşılabilir tasarruf kaynağı olacaktır.
    Gardels: öyleyse doların düştüğü, çin’in bağımsızlaştığı ve körfez devletlerinin de yeryüzünün bankerleri haline geldiği bir yeryüzü ölçekli bunalım ekonomisiyle mi karşı karşıyayız?
     Attali: evet  (………..)”
[sürecin tümünün ardında; çok-kârlı biyo-sömürgeciliği kurgulayan; varlıkların ve değerlerin önce spekülasyonu sonra sömürgeleştirimi yöntemini uygulayan bir perspektif vardır.yâni karşılığı olmadığı söylenen değerlerin aslında bir karşılıklarının da olabildiği;ama bunların birtür kayıtdışı ekonomi ve nazi teknikleri karışımı olarak meşrulukdışı sermaye birikim tekniklerine eklemlendiklerini düşünmek daha gerçekçi olabilir. Çünkü bu yapı silsileleri; bedensel, düşünsel, organik, inorganik, entelektüel, imajik v.b. tüm varoluş, enerji, yaşantılama, yaratma potansiyellerini emmek/kapmak üzerine kurgulanmıştır.potansiyel enerji olabilecek tüm enerji, akıl, beden ve özgürlüklerin gasp edilmesidir sözkonusu olan…küresel süreçlere uygun olan ‘deniz feneri’ olayı bu türden bir içeriğe sahiptir: yeryüzünün en büyük dolandırıcılığı ile varlık-değer hırsızlığı ve ontolojik-söylemsel sahtekârlıklar böylesi bir anlam dolayımında birlikte anlaşılması gereken durumlar…)
“ bu nedenle hem inşaat hem güvenlik firması olan kurumlar ( salt ırak’da değil, her ülkede) oluşmuş durumda.”
(bu ülkede 400.000 özel güvenlik görevlisi olduğu gerçeğini ‘daha otoriter devlet biçimleri ve pratikleri ortaya çıktığı’ gerçeği ile birlikte düşündüğümüzde imajlar ve imgelerle dolu renkli tüketim toplumu görünümü pazarlamacılığının nasıl despot mikro uygulamalarla iç içe olduğu belirginleşebilir. Varlık-değer-akıl dolandırıcılıklarının tarihsel ve güncel anlamları böylece anlaşılabilir.) (güncelleme: aradan geçen zaman büyüme rakamlarının emek sömürülerindeki artış ve çeşitlilik üzerinden nasıl gerçekleştiğine dair pek çok veri sağladı)
“ kredi veren kuruluşların bu kredi borçlarını gerçekte karşılığı varmış gibi bir değerli k3Ağıt olarak dolaşıma katmalarıdır.”
“emekçi yığınları ve üretimi, düzenlenmiş mekanlar yoluyla kontrol edilirler; (…) mekansal inşa, modern kapitalizmin kurucu unsurlarındandır.”
“ gözetim toplumu =>> mekanın düzenlenmesi ile iktidar kullanımı arasındaki ilişkiye dairdir.” : mekanın ve söylemin arkasına gizlenerek, sembollerin gücü ile toplumu kontrol eden iktidar tekniği.” =>> “ gizlenerek, gözetleme ve kontrol altında tutma amacının mekânın üretimi yoluyla tasarlanması.”
[örneğin yapı üretiminin katlanarak çoğaltılması ile içindeki nüfusun biyolojik, zamansal, zihinsel kontrolü arasında bir zorunluluk ilişkisi de belirmektedir.robot toplum üretiminin bunca ahlak-beden söylemine dolanık din tacirlerine yaptırtılması ise sorunun vehametinin göstergelerindendir.olgu yeni kentsel toplumun kontrolüne dair boyuta dair.. aynı yapılarda tek başına yaşayan bir insanın; elektrik, elektronik, dijital,metafizik, sanal vb. alanlarda mekanın iç ve dış düzenlemelerinin nasıl bir hayat kontrol tekniği dizgesi oluşturduğu; çok daha önemli diğer boyutu oluşturmaktadır.ironik biçimde denilebilirse asıl çelişki tek tek bireylerle tüm kapitalist-teknolojik-toplumsal-makro uygulama ve stratejilerin zorbalığı arasındadır. Başka bir deyişle bu tekil durumlardan yola çıkarak küresel-toplumsal varoluş ve çelişki sorunları okunabilir.                                                                     Bölgesel-yerel ölçeklerdeki diğer yolsuzluk girişimlerini bu bağlama eklemek gerekir: anadolu’nun doğal, antik ya da çevre değerlerinin talanında olduğu gibi… birey, toplum, tarih ve doğa küresel bir merkezilikte aynı tarzda bu denli bütünlüklü, faşizan-sinsi bir kontrol toplumuna evriliyorsa ; her yerleşkede şubeleri, taşeronları, işbirlikçileri olan bir yeryüzü talanı durumu sözkonusu demektir.]
“ modern kapitalizmin sosyo-mekansal inşa sorunu” (böylece kitlesel ahmaklaştırma/farkındasızlıklara koşut olarak beliren manzara oluşmaktadır.)
“ modern kentler, kapitalist gelişmenin doğal bir sonucu değil, tam tersine, sınıfsal eşitsizliğe dayalı kapitalist birikimin (gelişmenin) akışını, dayanıklılığını, dolayısıyla devamlılığını sağlamak üzere tasarlanan ve mekana doğrudan radikal müdahalelerle inşa edilen sosyal-fiziksel ölçeklerdir.”
“sermayenin mekanda yerleştirilmesinin maliyeti, sermaye birikim hızını yavaşlatmamakta, tam tersine mekana yapılan yatırımlar sermayenin ikinci döngüsünü oluşturarak kârların düşmesini engellemektedir.”
“ meta üretiminde kârlılığın düştüğü dönemlerde, mekâna yapılan yatırımlar sermayenin değersizleşmesini engellemektedir.”
“ siyasal iktidarın, ‘kentsel dönüşüm’ programını; neoliberal kent politikalarının hayata geçirilmesi için nasıl araçsallaştırıldığı….”
“ işgücünün kentle olan ilişkisi ekonomik rasyonellerle ev-işyeri bağı üzerinden şekillenmiştir.”
“ bu sürecin farkı, 19.yy.dan bu yana devam eden her türlü kentsel yeniden yapılanmadan farkı yeni bir ekonomi politiğin programına sahip olmasıdır.”
“ sınıfsal ayrışmanın ve sefaletin sürdürülemez olması ile geliştirilen sosyal politikalar kentsel hizmetlerin yaygınlaştırılması ve mekanın yeniden örgütlenmesini gerektirmiştir.”
“ küresel finans sermayesinin taleplerini karşılayan esnek bir mekan ekonomisi yaratmak; buna uygun merkezi ve bürokratik olmayan ‘ özelleşmeyi bir denetim süreci oluşturmak bu sürecin temel nitelikleridir.”
“ toplumsal sınıfların kentle olan yerleşik ilişkilerindeki değişim; ekonomik hedefleri nedeniyle mekanın tahribine de neden olmaktadır.”
   [‘ mekanın tahribi’ nasıl anlaşılmalıdır? Bir labaratuar  kobayı gibi onlarca yıldır yaşadığım mekanlara uygulanan tekniklere tanığım : sosyo-politik uygulamalar; kontrol ve düzenleme tekniklerinin bilimsel zorbalıkları; tarih boyunca kazanılmış tüm bireysel hak ve özgürlüklerin fiilen ve gizil olarak yok edilmesi; nesne ve dil politikalarının ve biyo-teknolojik uygulamaların, nazileri aratmayacak nedenselliklere eklemlenerek uygulanması vb…. EK: sorunun tarihsel ve yapısal olduğunu adorno’nun 1940’larda yazılmış cümleleri ispatlar; şimdi, şu an ,son yıllarda, yaşadığımı(zı) söylediğim tanıklıklar –mağduriyetler görmezden gelindiğine göre….:
Adorno; aydınlanmanın diyalektiği:
“ müzakere etmek zorunda kalan bencilliğin sonucu ticari işlemlerle gelişen düşünme zorla sahip çıkmanın planlanmasına dönüşmüştür.(…) medeni hukuk bir tür hakemler kuruluna(….), adalet sistemi ise terör haline geldi(….) özel mülkiyeti doruk noktasına taşıyan tekel özel mülkiyet kavramını yok eder. Faşizm diğer erklerle olan ilişkileri çerçevesinde, gizli anlaşmalarla ikame ettiği devlet ve toplum sözleşmelerinden bir tek, uşaklarının insanlığın geri kalanına serbestçe uyguladığı genelgeçer olanın cebrine iç işlerinde izin verir.”    S.303
“ erk sahipleri artık bu hücreler olmadan da yapabiliyor; çünkü tüm ulusların emek gücü ganimet olarak ellerine geçmiştir. Hapis cezası toplumsal gerçekliğin yanında sönük kalır.”   S.304
“ beden güdümleyicilerinin hoşuna giden budur işte. Onlar farkında olmadan ötekini tabutçunun bakışıyla ölçerler.”     S.313
“egemenliğin totaliter evresinde yarım eğitimin temsilcileri, siyasetin taşralı şarlatanlarını ve onlarla birlikte ultimo ratio (nihai çare) olarak o kuruntu sistemini göreve geri çağırıp bu sistemi, büyük siyaset ve kültür endüstrisi sayesinde yumuşatılan yönetilenlerin çoğunluğuna zorla kabul ettirir. (….) sadece zulme uğrama korkusuyla yaşayanlar, başkalarına zulmetmelerine izin verildiği sürece, egemenliğin eninde sonunda dönüşeceği zulme ses çıkarmazlar.”      s.260-261
“ vicdan tasfiye edilmiştir… şablon değerler cetveliyle tam ve doğrudan bir özdeşleşme gerçekleşir.(….) egemenlik artık öyle üstün bir erk haline gelmiştirki, her birey yazgısından kendi acizliği içinde ancak ona kör bir şekilde boyun eğerek kurtulabilir.         s.261
“bilimin toplumsal  işbölümündeki yeri (gereğince) tarihsel malzemeyi derhal belirli bir idari göreve göre düzenlemek (gerekir): meta fiyatlarının ya da kitlesel ruh hallerinin güdümlenmesine göre. İdari ve endüstriyel konsorsiyomların yanı sıra sendikalar ve partiler de alıcı olarak sahneye çıkar.”   s.313
Şimdi adorno  alıntılarından iktisat dergisi alıntılarına dönebiliriz.
“ kent içindeki karmaşayı, yoksulluğu ve suçu düzenleme iddiası kaçınılmaz olarak sınıfsal tahliyeye de yol açmaktadır.” (….) “ mekansal iyileştirmelere bağlı ekonomik değer artışları, daha yüksek gelirli kesimlerin talebini çekerek, yerinden etmelere neden olabiklmektedir. Yoksul kesim, oluşan değeri devam ettirecek sürekli bir ekonomik güce sahip olamadığında veya toplumsal olarak desteklenmediğinde, yerinden edilerek kentin başka bir yoksul bölgesine gitmektedir”
     (oysa yeni kentsel yerleşke alanları da görünümü nasıl olursa olsun bir sürgün mekanı gibidir…21. Yüzyılda yaşamak ve anlamak çok başka bir bilinci gerektirmekte: düzenlemelerin tarihsel ve geleceğe dönük nedenselliklerini bilimsel olarak ve güç dengeleri bağlamında fark edebilecek bir bilme gayreti…yaşamı nasıl sürdürdüğünüz ile örneğin bu ülkede son 60 ya da 200 yılda nasıl bir mekan siyaseti izlenmiş olduğunu bilmek; henüz yazılmamış-söylenmemiş görme biçimlerini dizmeyi gerektirir.)
Brezinski’nin (npq s.5,s.70), ‘küçük, demokratik bir komşunun egemenliğini güç kullanarak ihlâl etme’ kapitalist ve modernist bir ideolojik tahakkümün gündelik hayat düzenlemeleriyle birlikte anlaşılmasını ve hangi koşul ve ülke/yönelimde nasıl uygulanmış olduğunun anlaşılmasını gerektirir. Çünkü varılan yerde; “çok kutupluluğu ve piyasaları değişen yeryüzü ekonomisine göre modernleştirmek”, “tüm mali piyasaların küresel ölçekte düzenlenmesi ve denetlenmesi” (attali) gibi olgular bütün bu sürecin sonucudurlar. Genel krizin boyutlarını anlamakla mikro ve bireysel yaşantılar arasındaki tüm bağıntılar başka türlü anlatmayı gerektiriyor.
“ siyasal bölünme, ekonomik bütünleşmeye yönelik bir karşı saldırı içinde. Tüm yeteneklerin dışsal, denetlenemez karar merkezlerine aktarılmış olması, içe  kapalı bir özerklikle tazmin edilmeye çalışılıyor.” Npq,51 r. Debray
[bütün bunların sonucudur ki)
“ üretim ile toplumsal yeniden üretim arasındaki ilişkiler bozulur”; “mekan üzerinde parçalanan ilişkisellikler, toplumsal ilişkilerden yalıtılmış olur.”  s.37
“ profili/ tüketim normları farklılaştırılmış bir orta-sınıfın varedilişi.” 37
“bir kadro olarak yerel hizmet sınıfı.”
“ tercihleri satın alma gücüyle sağlamlaşmış yeni orta sınıf, kentsel dönüşümün geleceğini de belirler.”
“kentsel dönüşüm söylem düzeyinde her türlü araç kullanılarak bir meşrulaştırma çabası ile kurucu ve uygulayıcı
aktörleri de belirlemektedir. Kentsel mekanın küresel bir taleple yeniden yapılandırılmasından bağımsız olmayan bu kentsel program, yerel bir mahalle ölçeğini dahi küresel düzeyde oluşmuş piyasa ihtiyaçlarıyla dönüştürmektedir.”(…..) “bütün bunlar kentin değişen alt-yapısının yerini ve niteliğini belirtmektedir.” 38
(mikrosoft’un sahibi ayvansaray’dan mahalle satın alıyor…!)    19
“ dönüşüm projelerinin rasyonelinin de ötesinde akp yönetimi,kültürel referanslarını kentler üzerinde kalıcı kılmaya çalışıyor.”    39
      [bilim anlayışları; biyo-teknolojik gündelik pratik ile dinsel-uhrevî dolandırıcılık arasındaki şizofreniler; ekonomi ve kültür uygulamalarının kent ve taşra formları; ve kapitalist egemenliğin sürdürülmesi için gerekli gerici toplulukların yeniden üretimi ve gelecek perspektifleri gibi pek çok ayrıntıya değinmek gerekir.]
“ yeni- Osmanlıcılık bu yapıların piyasası, bu sınıfın ekonomik gücüyle büyümekte ve şekillenmekte.”
“kopya edilmiş kent [ ve nüfus] parçaları” 39
      [klonlama ile denetlenen, modernleştirilen ve sömürgeleştirilen bedenler ve topluluklar]
“ mekan rekabeti bir bakıma kendi sonunu hazırlayan bir sürece dönüşmektedir.”
“ yeniden dönüştürme ısrarı ile toplumsal kaynak kullanma politikalarını daha fazla özelleştirerek toplumsal tahribatların da sebebi olunmaktadır.”
         [ özelleştirmelerin son 20 yılda gerçekte hangi amaçları ve yönsemeleri izlediği sorunu açımlanmayı gerektirir. ‘mekan rekabeti’ doğal sürdürülebilirlik koşullarının kasıtlı olarak bozulması ile daha fazla sayıda insanın bir tür mobing yöntemleriyle iknasını sağlamaktadır: yaklaşık 15 yıl önce özelleştirme süreçlerinin bir kavşağında 35 maddelik program yapıldığında 28’inin taktik olduğu açılamasını anımsarsanız, şike,şiddet ve kurnazlık vasıfları yüksek bir yönetme ve avantaj mantığından başka bir mantığın neden gelişmediği de anlaşılır. Şu ya da bu siyasi eğilimi mecbur hissettirmekten, şu ya da bu tüketim ürününü kullanmak ya da model olarak kullanılacak karakterlerin rekabeti ile ilgili kullanılan şiddet, entrika ve sahtecilik yeryüzünün gündelik hayatının tümünü kaplamaktadır.    EK: o kadar ki şu anda görevde olan tüm ülkelerin hükümetleri ve kamusal karakterler böylesi entrikacılıklardan başka uzmanlıklara sahip değiller. ]
“ asıl sorun, toplumdaki yerleşik ilişkilerin dışsal müdahalelerle altüst edilmesidir. Her türlü sosyal, kültürel ve yerel birikimlerin bu yollarla yok olması farklı kesimler için politik kayıplara neden olmaktadır. Ekonomik kayba uğrayan kesimler aynı zamanda politika yapma becerilerinden ve bağlarından koparılarak, kentin geleceğini belirlemedeki etkilerini kaybetmektedirler.”
“ spekülatif ortam (…..) bölüşüm ilişkilerini daha fazla etkilemeye başlamaktadır.”                                                        [daha öte: tümüyle spekülatif bir siyaset-ekonomi-dil-sanat bu süreçte oluşmuştur.]
“ mekanın tahribi (harvey) ‘düzenleniş’ ya da ‘gelişme’ olarak sunulmaktadır.”
“son 200 senedir spekülatif sermayenin artı-değer ürettiği dönemlerde kentsel arazi spekülasyonu, büyük kentsel yenileme ve yatırım projeleri aracılığı ile çalışan sınıfları yerinden ederek oluşan kentsel rant üzerinden emlak balonunu ve kredi piyasalarını şişirmeye yönelmektedir.”
“ kent ölçeğinde, artan toplumsal farklılaşmalar, sınıflar arası kopuşlar, kapalı mekan oluşturma çabalarındaki artışlar; soylulaştırma bölgeleri; mülksüzleştirilenlerin kente dağılması…”  (gibi sonuçlar belirmekte.)
“ aşırı birikim evrelerinin (…) nasıl denetim altına alınacağı sorunu..”
“ emek ve sermaye fazlasının coğrafi yayılım içerisinde emilmesi olarak açıklanan mekansal kaydırma, sorunun denetim altına alınmaya çalışılmasının yollarından birisidir.”
“devletin destek olduğu kredi sistemi ve hayali sermaye oluşumu, yasal düzenlemeler ve gerektiği takdirde asgari güç kullanımı mekansal kaydırmayı destekleyecek önemli öğelerdir.”
 Yapılı çevrenin inşasını bu çerçevede üretimin kapitalist aşamasının özelliği olarak zamansal ve mekansal düzenlemeler olarak algılamak gerekir.”
             [ bu o kadar önemli ki; birkaç yüzyıldır batı düşünce geleneğinde önemli yer tutan “düzenlemeler” kavramı  ve ‘düzenleme ekolü’ henüz hiç algılanmamış gibi…]
“yapılı çevre (..) tasarlanmış bir kaynak sistemi olarak işlev görür.”
“ meta biçimi  bağlamında yapılı çevrenin temel bileşenlerinin kendine has özellikleri vardır. Bunlardan birisi mekandaki hareketsizliktir.”
[ olgu tarihsel/labaratuarik uygulamalara koşuttur: nesneler, coğrafi bölgeler, beden politikaları bu bağlamda ayrıca değerlendirilmelidirler… değer üretimi spekülasyonu; nesnelerin ve bedenlerin kontrol ve düzenlemeleri;tek tek mekanların konum ve etkileşim avantajları; mekanda yaşayanların değil yaşayanların ve mekanın kontrolörlerinin belirleyiciliği vb. hep görünenin ötesinde teknik-rasyonel-ideolojik vb. araçsallaştırmalara tâbidir.]
“ yapılı çevre bileşenlerinin mekansal konumları tesadüfi olmaktan çok, toprak rantı ile yakından ilişkili olarak önceden düzenlenmiştir.
   [ devasa bir konu: ülkenin, kıtanın, yeryüzünün sahipliği ile kentlerin,bölgelerin, kavramların, dilin,geçmişin, geleceğin paylaşılması, mirası, değerliği ve çok daha ötesindeki düzenlemeleri içerir!!!! Yakın tarihin sosyal-yapısal kurguları ile ulusal düzenlemeler ile güç ilişkilerinin nüfusun yeniden üretimini filan konu dolayımlarına eklenmesi gerekir.]
“ arazi piyasası yapılı çevrede toprağın kullanımı için dağılımında birinci rolü üstlenir; planlama, yasalar ve kurumlar biçiminde ifadesini bulan devlet ve finans kapital ise süreci düzenleyici şekilde işlev görürler.”
“ yapılı çevre içerisinde gerçekleşen sermaye dolaşımı”; [sektörlerin yapısal-labaratuarik-enerji vb. bağlamında tahakkümleri ve kurumlaşmaları]; “yeni piyasaların oluşumu” ile mekan ve beden oluşumları arasındaki ilişkiler…
“ kullanım değerlerinin yapılı çevre bileşenleri yolu ile yerelleştirilmesi ve kullanım değerlerinin fiyatlanabilir hale gelerek değerin sermayeye dönüşmesi.”
“ sermayenin döngüsü analizi” ( harvey)    ayrıntılar için bknz.s.43
Yapılı çevrenin aldığı mekansal şekilde: “ toprak sahipleri, rantı; müteahhit, girişimin kârını; finansörler ise yapılı çevre kullanımını hayali sermaye aracılığıyla (mülk fiyatı) sermayeye dönüştürebildikleri için faiz karşılığı olarak para sermaye elde ederler.”
“ kurgusal sermayenin oluşması faiz getiren sermayenin dolaşımına olanak sağlar.” [sürecin sonucunda] olağan piyasalara dönüşür, [eşdeyişle: sermaye birikim tekniğinin kurnaz metodolojisinin sıradan faşizminin eonomi-politiği]
=>> “eşitsiz gelişmenin ürünü olan kent alanını üretmek.”
“ kentsel arazi bağları, toplumsal seçiş sürecinde görülen özel ve kamu karar alma mekanizmalarının yoğun bir şeklidir.”  (!!)       [EK: konu ile ilgili kitap önerisi: ‘devrimin zamanı’ a. Negri ]
“kontrol dışılık kentsel arazi gelişiminin özel kesim tarafından denetlenmesinin bir sonucudur. Gecekondu bölgesi arazileri; inşaat sektörü, yerel yönetimler ve hane halklarının mekansal talepleriyle değişen arazi rantlarının keşişmesi sonucu oluşan bölgesel avantajlara bağlı olarak kentsel dönüşüm sürecine tâbi olmaktadır.”
“ toplumsal formasyonun yeniden üretimini güvence altına almak.”
“ kapitalist toplumun temel çelişkisi üretimin giderek toplumsallaşması fakat üretilen artığın kişiselleştirilmesidir.”
“ emek gücünün yeniden üretimi, üretim ilşkileri yani piyasa tarafından belirlenmiş sınırlar içerisinde  gerçekleşmektedir.”
“ ortak tüketim mallarının kent ile ilişkisi.” (castells)
“ kamusal tüketimin nesnel olarak toplumsallaşması ile sermayenin çıkarlarının birlikte düzenlenmesi arasındaki çelişki =>> kentsel siyasetin temeli”
“ sermaye birikimi süreçlerinin mekanı kullanırken emekgücü ile girdikleri ilişki. Birikim sürecinin en stratejik metası olan  emekgücünün mekanda bağımlı olması, sermaye için de aynı derecede olmasa da geçerlidir.
  [ düşük ücretler, açlık sınırında geçim şartları, mezarda emeklilik vb. hep bu biyolojik-labaratuarik kullanımlar ve mekan siyaseti ile sömürü arasındaki yeterince doğru tanımlanmadığı için belirsizleştirilmiş kulvarlardır, maruz kalanların bir soyutlamaya gerek olmadan açıkça görmeleri gereken…]
“ devlet müdahalelerinin kent mekanında aldığı biçim sermayenin yeniden üretimine yöneliktir. Sermayenin birikim sorunlarını çözümlemeye yönelik çevrenin bilinçli bir biçimde tasarlanmasını amaçlamak yerine, sermaye birikim sorunlarını yatıştırmaya yöneliktir.”
“ emekgücünün yeniden üretimi pahasına üretim ve finans kapital arasındaki bağlantının kopması sonucu, yeniden üretimin mekansal örgütlenmesi ile kent arasındaki bağlantıyı zayıflatır.”
  “ belediyelerin görevleri, devlet müdahalesinin işlevini, mülkiyet transferleri sürecinin hukuki ve idari altyapısını oluşturmak olduğu söylenebilir.”
“ kentsel dönüşüm projeleri kapsamında gerçekleşen mülkiyet transferleri, kamu kesimi aracılığıyla belirli kesimlere kaynak aktarımı sağlar. Bu projeler sonucunda oluşacak kentsel rant, farklı kesimlerin mekanla olan ilişkileri ve sosyal ihtiyaçları göz ardı edilerek çeşitli çıkar gruplarına aktarılmaktadır.”
[ aktarılan salt rant, arsalar, binalar, krediler vb. değil oysa.. bu dönemin en önemli özelliği; temsiliyet ve modernlik sanılan; biyolojik tüm özellikler, değerler, potansiyellerin meşruluk-dışı kullanımlarıdır. Bu alıntılarda hiç sözü edilmeyen medya teknolojileri ile siyaset/temsiliyet teknikleri dil-sembol-gösterge dolayımlı teknikler; oyunsal biçimde kurgulanmış biyolojik ve düşünsel köle ticaretinin alışverişlerini sağlamaktalar. Temsiliyet, kamusal iletişim ve dil tüm varoluş nedenlerini yitirmiş durumda. Görünür kentsel manzaradaki arsa ve nüfus rantı, biyolojik iç enerjilerinizin sömürüsünün dışavurumu sadece… bu nedenle gündelik hayatın pek çok anındaki sömürüleri tek tek fark etmek ve incelemek gerekir. Örneğin maç saatlerindeki ketsel-biyolojik-teknolojik düzenlemelerin hangi hak ihlalleriyle oluştuğu; ya da küresel çapta aynı saatlerdeki ölüm, kaza, sakatlanma, enerji oynamaları, ya da potansiyel enerjilerin nasıl kullanıldığı türünden sorular, şu kıytırık şike tartışmalarından bin kat önemli değil midir? (pop şarkı sözü: “değeri var her şeyin/ altında satamam” !!) ya da “çağcıl fizik modelinin kesinlikle psikofizik bir yapı olduğu” sorununu gündelik hayatta algılamak- anlatabilmek nasıl olası olabilir?





" nasıl bilirsiniz? "

yazım tarihi: yaklaşık 2005
“ ya nesneler biz onların uykulu, sisli, utanılası, saldırgan olduklarını düşündüğümüz için bizi çerçeveliyorlarsa..?                                                                             g. inal

‘şeyleri’ nasıl biliriz?
bu sorunun insanlar için sorulduğu bir mekan-zamanı ‘biliriz’ ve orada herkes, herkes için ‘iyi biliriz’ derler, itinayla, gönülden ve hep birlikte; tümünün çift-yüzlü olarak yalan söylediklerini düşünebiliriz ama bu insanların maruz kaldıkları hayat denilen sistematik zorunlulukları ömür diye geçirdiklerini biliyorsak pek doğru bir yorum olmaz. Bu yaşantı bilgisinin yanına biraz da psikoloji bilgisi katarak, hep birlikte oluşturdukları hayat denilenin toplumsal boyutunu ve gerçek kimlik ve ilişkilerini unutma arzusunu yinelediklerini; her şeyin böyleymiş gibi olmasını sahiden istemiş oluşun temsil edildiğini düşünmek daha doğru olur.
                                    ………                      ………                      ………..
kavramları, sözcükleri, anlamı bilmek ile insanları bilmek ya da bilgiyi bilmek ile tek tek nesneleri bilmek arasında; yöntemsel ve görüsel bir ilinti vardır. eğitim denilenin temel işlevi bu yöntemselliğe dairdir. tarih boyunca bir sorun olarak anılmış “eğitim sorunu” bununla ilintilidir. ama neden hep bir ‘sorun’ olarak da anılır bilmenin aktarımı? “başlangıçtaki” yanlış yapılanma; tarihin ve hayatın bir ‘yanlışlıklar komedisi’ gibi ardı sıra eklemlenmiş garip ve kurnaz zamansallıkları  ile ilintili değil midir?
o. adanır ‘içerik’ sorununa değindiği 1989 tarihli bir makalede; batının tanrı ya da dine değil sistem kavramına inandığını; oysa bunun da kökeninde kilise olduğundan; bu sistemin ürettiği tüm kavramlarla boşlukta olduğunu, batının bu nedenle simülasyon dünyasında yaşadığını ve yüzyıllarca süren yorgunluk sonunda batının vardığı aşamanın bu olduğunu yazıyor.
bu yaklaşımdaki en doğru ve öncelikli görüş inanç-kilise- sistem denklemi değil de “yüzyıllar süren yorgunluk” teması olabilir mi? çünkü sorun hayata içkindir; kilise öncesine de uzanır vb.
                                    …….                           ……..                   ……..
sonuçta anlama, bilme eksenli bir düşünme turu atıyoruz. yves bonnefoy’la yapılmış bir söyleşide yazı alanında söylemin sürekliliğine karşı yapılmış tınıbirim ve harf çevrimlerinden; bunun ortaçağ taşlamalarından dadaizme ve günümüze uzanan oyunundan sözediyor. öte yandan düzyazıyı küçümsemeden şiire karşıt konumlandırıyor: “çünkü düşüncenin ta kendisidir o; şiirsel olguyu ancak o analiz edebilir, kendine özgü sezgisel yanı kavrar kavramaz onun üstünde ancak o analiz edebilir.” ama başka türden bir düzyazının varlığına da değinir: “ şiir olmak isterken, bir an için, büyük sanallığına kapılarak sözcükteki tınısal yana eğilir, betimlemenin bir varoluş biçimine dönüşmesini ister. şiir olmaya hevesli bu düzyazı, o biçimlendiren biçim olmaya –orada düşünmek için, düzyazı olarak görevi nedeniyle ve biraz da onu yaşamak için- yeltenen, sözel malzeme(de) bir kristalleşmeye yönelir; kendisi için sınır olan bir noktada kalmaz. temeldeki anlama isteğiyle, hemen ardından yalnızca düşüncenin sürüklediği düzyazı oluverir; prozodiye duyduğu bir anlık ilgi, bir bilinçlenme anlamı taşır yalnızca, bir değişme kararı değildir. sonuçta bu, aklın bir duraksaması mıdır, şiirle bilgi uğraşı arasında yararsız bir çiftanlamlılık mıdır?”
“tüm ilişki sessizlik ile konuşma arasındaki ayrımdan, söylem ile söylem-dışı arasındaki ilişkiden geçer” diyen derrida yaklaşımı da bezer bir şey söylüyor olsa gerek… çağdaş sanatlarda, örneğin kosuth’un “çerçevenin yazı ve boşluk (espace) arasındaki ilişkisini sorunsallaştırımını” örnekler a.akay aynı yazıda…
                                        ……..                   ………..                        ……….
jameson gerçekçiliğin geçirdiği bunalımı kavramsallaştırmayı denerken , “bireysel ve fenomenolojik deneyim ile yapısal anlaşılabilirlik arasındaki derin farka” değinir. öncesinde rimbaud anı olarak tanımladığı “belirli bir bedensel ve deneyimsel ya da fenomenolojik biçimleniş, ki ergen bedenin üretilmesi ve tarihsel olarak yeni ve özgül bir duyular düzeni”nin oluşturulduğu dünya düzeninde bütünsel bir değişim ânıdır.”
bu bağlamda somut olarak yaşanan sorunun, “anlaşılamazlık” olduğunu; belleğin farklı işlevlerinin “şeyleştiği” bir süreçten sözeder; ki bu farklı bilgi dallarının hiyerarşik yapısını ve farklarını belirleyen de “olup bitenleri ve kuşatan dünyayı durmaksızın nesneleştiren disiplinlerin etkinlikleridir.” ( b. çotuksöken )
                                   ………..                            ……………..                      ……………
sorun şudur: bir toplum kendi tarihsel kültürel formasyonu içinde bir tür içgüdüsel türün sürekliliğini sağlayabilme anlamında da bilgiyi nasıl aktarır ve sorunun, örneğin kabile toplumlarındaki halleriyle megapol kentlerdeki benzerlik ve farklılıkları sorunsallaştırılabilinir mi?
daha yalın olan başlangıçtaki sorudur: şeyleri nasıl biliriz? şu insanı, okuduğum kitabı, ‘kitap’ sözcüğünü, ötedeki nesneyi… soruyu çeşitlemek gerekir: ben bunu nasıl öğrenirim? tam olarak kavradığımı sandığım süreç nasıl bir şeydir bu nasıl öğretilir? eşdeyişle sorunun “tarafları”, “konumları” açısından hangi biçimler belirir?
                                                        ……..                          ……                    …..
insanın hayatı diye anılagelen şey, oysa, bu sözcük, nesne, durum, olgu yığınlarının tümünün ötesinde bir “seyir izleyebilen” bir “gerçekliği” de olabilen bir şey değil mi?





emeklilik ve hakikatler ; 2004




(sanırım) türkçe'de -lı, -li... ekleri her durumda sonlarına geldikleri sözcüklerin anlamlarını içeren/ kapsayan ve/ama başka bir durum/varlık bildiren ad ve sıfatlar türetiyor : istekli, temkinli, tertipli, reçelli, çocuklu, hesaplı... -li soneki almış her yeni sözcük eksik haldeki sözcüğü ikincil kılıyor, nesneleştiriyor, geriye itiyor; ama oluşan sözcük eski sözcüğün anlamı üzerinden tanımlanabiliyor.

emekli sözcüğünde garip bir durum var. -li takısı alan birçok sözcük gibi emek'in ikincilleştiğini, nesneleştiğini düşünmek mümkün; algı ve kabulümüz de böyle çalışıyor. emekli, emek sürecini bitirmiş/tamamlamış biri olarak algıladığımız bir sözcük (ve bir varoluş)... : emekçinin emek süreci dışına çıkmış hali. oysa ikincilleştirmeye rağmen eski sözcüğün anlamı ile tanımlanan yeni durum bize bir oyun oynuyor, sanki.  bitmiş bir süreç yok : ekmek reçelli olmayı sürdürüyor, çocuk bir başkasını tanımlamak için var ama varlığını sürdürüyor ; duygu bildiren sıfatlarda da böyle... oysa emekli sözcüğüne tümüyle bitmiş; artık o alanda var olmayan bir anlam yükleyerek konuşuyoruz. eşdeyişle gündelik kullanımla dil çözümsel anlam arasındaki fark bir yerde yanlış olduğunu düşündürtüyor : ya toplumsal olarak verdiğimiz anlam yanlış ya da sözcüğün kendisi... üçüncü olasılık da hayatın yanlış olması ...!

bu görünümün ardındaki hakikat alanında ise hayatın aslında nasıl düzenlenmiş olduğunu ifadelendirilebilir bir bilince dönüştürürsek; sözcüğün doğru, ona yüklediğimiz anlamın ise yanlış olduğu görülecektir.

eşdeyişle emekli; emek sözcüğünün anlam ve işlevini taşıyor ve gündelik hayat bu durum üzerine düzenlenmiş. söz konusu edilen, emeklilerin başka bir işte çalışmaları, ek-iş zorunluluğu değil. her emekli emek vermeyi sürdürüyor. emeklilik ücreti geçmişte verdiği emek sırasındaki yıpranmışlığını telâfi ve artık dinlenme, kendisi için yaşama ücreti değil; varoluşu ile gördüğü/ göreceği işlev için alacağı ücrettir.

karşı karşıya olunan tahakkümün asıl stratejik yüzü budur. insan doğumundan ölümüne zaten "çalıştırılmaktadır". bilsek de bilmesek de; izin versek de vermesek de... ama bunu bilmiyoruz. en azından tüm boyutlarını bilmiyoruz. üstelik verilen eğitim/kültür bu durumu bilmiyormuşcasına davranmamızı istiyor/öğretiyor. sistem insanların varoluş deneyimlerinin kimi ürün ve sonuçlarını o insanlardan gizleyerek egemenliğini koruyabiliyor. özgürlüğün, özgürlük talebinin, bunu söylemek / savunmak/ göstermek olduğu; ya hiç akla gelmiyor ya da çok önemsizmiş gibi en son akla gelen oluyor...

bu durumda "sosyal güvenlik" kavramının çalışanların ya da tüm insanların güvenliği ile ilgili değil, onları doğumlarından ölümlerine dek kendi iradeleri dışında çalıştıran düzenin güvenliği olabileceği de akla gelmiyor ; doğal olarak...

iletişim, politika, itiraz; sözcük ve dille yapılır. hayatlarımızın, bedenlerimizin yaşadığı, tanık olduğu şeyleri görmek/ tanımlamak için filozof ya da dil bilimci olmak gerekmez. o halde neden iletişim, politika, itiraz ve sözcükler ; hakiki olmayan anlamlar üzerinden sürdürülmektedir ?

heidegger şöyle yazmış :
"doğanın enerjilerini sömürmek için... insana meydan okunur ve insan düzenlenirse, bu durumda insanın kendisi kökensel olarak el-altında-durana, doğadan çok daha kökensel olarak ait olmaz mı?" *

enerjilerinin önemli bölümü sömürülmesine rağmen emek-sürecinin dışında tanımlanan bir enerji oluşturan ve el-altında-duranlar olarak emeklilere ve emekli olacaklara neden meydan okunmaktadır?

"bu meydan okuma, insanı düzenleme içerisinde toplar. bu toplama, insanı, real olanı el-altında-duran olarak düzenlemekte yoğunlaştırır." *

yani; zaten el-altında- duranlar yeni düzenleme için meydan okumaya tabi tutulup; yeniden el-altında-durmak için düzenlenmek üzere...

emeklilik yaşının yükseltilmesine dair şu söylenebilir : böylece hayatın düzenlenmiş halindeki ikiyüzlülükler telâfi ediliyor. zaten ölene dek çalıştırılan insanlara : "çalışmayarak ölene dek boğaz tokluğuna ücretli yaşamaktan kurtulun, boğaz tokluğuna ölümünüze yakın ya da mezarda emekli oluncaya dek çalışarak ömrünüzü tamamlayın" denilmesi bir tür açıklık, şeffaflık politikası olarak düşünülebilir !!! böylece bu hayat denilen gerçeğin (!) herkes tarafından en açık haliyle biliniyor ve dile getiriliyor olması gerekir.

heidegger devam ediyor :
"ormanda kesilip biçilmiş kerestenin ölçüsünü alan ve görünüşte büyük babasıyla aynı tarzda orman yolunda gidip gelen ormancı; bilsin veya bilmesin; günümüzde orman ürünleri endüstrisinde kâra geçmenin buyruğu altındadır. ormancı, sonradan gazetelere ve resimli dergilere dağıtılan kâğıda duyulan gereksinimce meydan okunan selülozun düzenlenebilirliğine tâbî kılınmıştır." *

bilelim ya da bilmeyelim; çalışanlar, emekliler, işsizler, henüz doğmamış olanlar ve hiç ölmeyecek olanlar hep birlikte son düzenlemelerle hangi kâr alanlarının buyruğu altında ve nelere tâbî kılındığımızı biliyor muyuz?

yeryüzünü, hayatı; emek süreçlerine göre düzenlenmiş, konumlanmış insan/toplum ilişkileri olarak tanımlamak, "hayatın anlamı ne?" sorusuna engel oluşturmaz. yaşamanın anlamı, ömür boyunca barınma ve tokluk karşılığı asgari varolma deneyiminin kütlesel kobayları olarak yaşamak mıdır ? büyük çoğunluk için geçerli olan bu hayat durumu ; bu hayatların hangi kârlılık alan ve koşullarında, nasıl biçimleneceğine karar verenler için de aynı mıdır?

yine heidegger :
"gerek duyduğumuz tek şey, ön yargısız bir şekilde, zaten insanı talep eden ve bu talepte bulunan şeyi öyle kesin bir şekilde kavramaktır ki, insan herhangi bir verili zamanda ancak böyle talep edilen bir şey olarak insan olabilsin."

geleceğin politikası bu nedenle özgürlük, eşitlik, kardeşlik kadar, tarihsel metafizik kurguların hayatın dokularını işgal etmiş zorbalıklarını fark etmeye yönelmiş bilgiyi isteyen hakikat talebi de olmalıdır.





*tüm alıntılar; heidegger; tekniğe yönelik soru; afa yayınları