iletişim çağı ve çokluğunda, algılarımızın bir başkasıyla hiçbir iletişim ve özdeşlik kuramayacak kadar öznelleştiği zamanlarda, bedenlerimiz mikro labaratuarların kod çalışması alanlarına dönüştürülmüşken, tarih boyunca kazanılmış tüm haklar yok varsayılırken, yeryüzünde ve çevremizde olup biteni nasıl anlarız ? 2009 ocak ayında notlanmış aşağıdaki yazının kimi gündelik haber akışlarını, belli bir zaman ardı sıralığında, kendi çevremdeki olayların öznelliği ile birlikte okuma denemesi olarak algılanmasını tercih ederim. eğer bize haber diye sunulan ve bizde oluşan bütünsel manzaradan daha gerçek bir manzara söz konusu ise ya izlediğiniz kanalları değiştirin ya da bir psikiyatra görünün ! [ ] parantezi şimdiki zamanda eklenmiş notlar..
aslında metnin orjinalini bulamadım. daha kötü olan ilk yazımını aktardım . bulursam değiştiririm ...ankara 409. sokakta koç ailesi doğal gaz zehirlenmesinden kurtarılır ve alt katlarındaki yedi öğrenci ölür. her bir ölü öğrencinin adları, konumları, ilişkileri, hayatları önemlidir ve ilginçtir! ölmek için mi seçilmişlerdir; bir kazayı telâfi için mi, yapısal bir düzenlenişin iptali için mi? böyle sorular sormak 20 yaşlarındaki insanların ölümlerine ağıt yakarak, anlamadan 'geçmekten' daha doğru ve insani olmalıdır. çünkü kamu alanına sürülen her "olayın" görünenin çok dışında/ötesinde bir nedenle oluştuğuna dairdir konu !
olaydan en fazla bir hafta önce islamcı radyolardan birinde zat-ı muhteremlerden birinin savı şudur : "bakın göreceksiniz, onun çığlığı daha güçlü çıkacaktır" (!) "ışık ve çığlık" özdeşliğine dair bir bağıntıyı okuduktan sonra cümleyi duyduğum için, bu olguya dair bir söz olarak yorumladım önce.. ardısıra algılarıma değen haber ve cümleleri şöyle yorumladım: yılbaşı gecesi biyo-metafizik iktidarın hazırladığı kurbanlar listesidir sözkonusu olan... ölenlerden birinin ablası, cansu , kardeşinin ölümüne çığlıklar atmaktadır. gerçekten çok güçlüdür bu çığlık! (20 gün sonra tv görüntülerinde iki çığlık daha görürüz: babalarını yitiren iki genç kadının haber oluşları; biri ergenekon davasında babasının içeri alınmasına tepki olan...)
diğer öğrencinin babası gata'da hasta olarak yatmakta imiş... (birkaç gün önce yeni yıl dolayısıyla yazdığım mektupta aynı yaşlardaki bir genç kıza ; babasının şehit değil devrimci olduğunu yazmış, anımsatmıştım.) ve garip bağıntılar kuran bir aklım olduğundan olsa gerek; israil saldırısında bir baba ölür: 48 yaşında, bbc muhabirinin babası; görevinden istifa etmiş bir hâkim...
diğer öğrencilerden beşi izmir'den gelmiştir. ülkenin doğal politikacıları değil de işgalcileri gibi olan tiplerinin "izmir'i istiyorum" dediği izmir'den... nasıl bir toplumdur ki bu beş gencin cenazesini 'istediğin izmir'i hangi kârlılık ya da taşeronluk için istiyordun deyip; bu sözü söyleyenin kapısının önüne koymayı akıl edemeyen bir toplum hâli...(oysa yıllar geçtikçe o politikacıların mekanları önünde artan ölen nüfus sayısı hitler kamplarından farksız bir durumda olunmadığını gösteriyor.)
5 ve izmir kavramları/konumları önemli...her şey böylesi konumlar üzerinden tasarımlanıyor : mısır gezisi ile ankara ölümleri; aynı başkabağın hindistan gezisi sonrası hindistan'da otele terör saldırısı bağıntısı gibidir.
ertesi gün fatih'te bir anne-kız (yaşları 75 ve 45) yine doğal gazdan ölü bulunuyorlar (annenin adı zübeyde).
israil saldırısında ilk günlerde ölenler iki ikiz kız; ve dört çocuğu ve karısıyla bir hamas lideri ve şu rastlantıya bakın : aynı günlerde i.ü. rektörünün hukuk-etik dışı ataması yapılıyor; türk lirası biçim değiştirerek tedavüle sokuluyor -ki bunun anlamı tüm ülkenin değer sistemlerinin bir darbe yoluyla el değiştirmesi ve bir kez daha topluca soyulmadır-; şeş tv açılıyor trt tarafından ve israil harekatı gerçekleşiyor.:
bütün bu olayların salt aynı olay olduğunu söylemekle yetinmeyeceğim; aynı konum, nokta, durum etrafında örüntülenmiş, tasarlanmış, planlanmış, taammüden bir soykırım süreci olduğunu ( şu olayların şöyle bir sıralanmasıyla bile) söylemek gerekir. 2009 yılına çok özel bir dinci-kapitalist darbe ile girilmiştir. [ardısıra yıllarda olanlar abd'yi daha fazla onların bölge temsilcileri olacaklarına dair güvence verdikleri için, daha az güvence verdikleri içen tasfiye edilen diğer darbecilerin yargılanması gibi değil midir? uzatılmış ve yayılmış 9-12 mart ikilemi gibi...] darbe zaten iktidarda olanların paranoid ya da mc cartist hezeyanlarla kendileri gibi olmayan herkesin varoluş koşullarına yöneliktir.
bu ülkede teknik anlamda mekân siyaseti ile toplumsal akılları/aklı yönlendiren/ yanılsatan/ kodlayan kamusal senaryo üretimi; kendileri gibi düşünmeyenleri telef eden sistematik soykırım mekanizmalarının
kurumsallığı ile birlikte işletilmektedir.
tarih öncesine dair söylenmiş, "cemaatleri düzenlemek için kullanılan can alıcı sözcük adaletti"; bu çağda bu arkaik yönetimin mantığında böyle bir "can alıcı" biçimi gündelik hayatın parçası haline getirmiştir. [iş kazaları, kazalar, doğal felaketlerde artan ölüm oranları , 'altına hücum' döneminin vahşetine benzemiyor mu?]
bu coğrafya; tüm bilimsel söylemleri, insanî anlayışın tarihsel repertuarını, kamusal olayları, hayatın gündelik işleyişlerine dair verileri; tüm uluslarıyla yanlış anlamakta; ancak bununla da yetinilmeyip her eğilimin kendi öznel dil ve ilişki sınırlarında herkesin herkesi aynı yöntemlerle telef etmesinin göstergesel doruklarında hiçbir topluluğun diğerini; ama bireylerin kendilerini bile anlayamadıkları bir varoluş krizi yaşanmaktadır. herkes salt bu "göstergesel iletişim" (!) aracılığıyla iktidarı, sermayeyi, konumları, kenti, şu ya da bu imgeyi, şu ya da bu ganimeti tümüyle gaspedebileceği bir motivasyon ile saldırıyor; ama hiç bir cümle, söz, söylemin ne yöne evrildiği anlaşılamayan garip bir güç mücadelesi; ve çok ötelerde belirlenmiş kimi stratejilerden söz etmek gerekir. -ki bu demokrasi söylemleri çağında hiç bir kamusal demokratik karşılığı olmayan [geçen yıllardaki kuzey afrika hareketlerinde görüldüğü gibi]-
bu notlar yazıldıktan sonraki günlerde şu cümleye rastladım : "sonuç olarak türkiye cumhuriyeti'ni kuruluş ilkelerinden saptırarak başka bir cumhuriyet kurmak ve bu arada, bop-gop planları çerçevesinde (....) uzun erimli bir plana göre yürümektedirler. rektör atamaları da dahil hiç bir şey rastlantıya bırakılmamıştır." prof. dr. s. çelik; cumhuriyet bilim-teknik 113; s.14
gazze'ye israil saldırısı ile i.ü. rektörünün atanmasının aynı olgu ve zamanlama oluşu değişen paraların sayısal-konumsal-göstergesel verilerinin ardındaki niyetlerle koşuttur: salt kendi toplum ve cemaatleri ve kendileri gibi olmayanların değil; tüm coğrafyaya, yeryüzüne dair hazineleri mülklerine geçirme ihtirası; -hem arkaik dinsel tahayyüller hem de "çağdaş" kapitalist ruh hallerinin karışımı bir tür faşizm olarak anlamak gerekir - ; ki bu ihtirası, tüm dişil bedenselliklere yönelik hem arzu-güdü ekonomileri, hem yapısal muhafazakar kurnazlıklar bağlamında düşünmek gerekir. çünkü bütün bu olguların tümü atanan rektörün 'sıcak yuva' şirketinde buluşmaktadır. çünkü erkek faşizmlerinden başka bir şey olmayan türk-islam kapitalizmi, tarihteki barbarlık olgularının geç-yinelemelerinden başka bir şey değildir; imaj olarak kuşanılanların bir önemi yok. [bu önemsizlik birkaç yılda netlikle görünen sermaye ilişkilerindeki değişim, çevre ülkelerdeki krizlerdeki yoğunlaşmalar gibi somut sonuçlara bakıldığında tabii ki önemli; ama uzun tarihsel süreçlerde bakıldığında arkaik gericilik ve istilacılık ve hükümdarlık olgularının insanlık tarihinde olumlanabilecek hiçbir sürece karşılık düşmediği bellidir.]
aynı süreçte şeş tv, kürtler ankara'yı ele geçirmediklerine göre, başka bir konum siyasetini oluşturmakta. toki'nin son iki yılda istanbul'da yaptığı yapıları kuşatan başka bir yapı silsilesini hangi amaçla tasarlamış olduğunu da ekleyebiliriz : hava akışını bile engelleyen, daha önceki yapıların soluk almasını engelleyen bir mimari yapı ile doğal gaz ölümleri diye sunulan durumlar bir benzerlik taşımıyorlar mı? hava, aynı zamanda 'teori' kavramını da içerdiğine göre teoriye karşı bir yapı stratejisi mi yoksa mekanların özerk işlevlerine etki, kim bilir belki de havacılara karşı bir kuşatma...
ve olaylar doğal gaz ölümlerinin , diğer pek çok şey gibi, kanıksanmasıyla sürüyor. hiç kimse organik-yapısal düzenlemelerin başka bir mantığa eklemli olabileceğini; hiç düşünmüyor ve düşünülemeyince, tüm coğrafyada tahakküm konulu bir araştırma yapılmadığında; 'o kadar da belirgin, görünür bir tahakküm olup olmadığı düzeyinde algılanıyor gündelik hayat.
küresel, bölgesel, yerel ve kişisel soykırımların*; özellikle 2009 yılına yönelik kurgulanmış olduğunu ve gelecek yıllara dair model ve at pazarlıklarını, güç mücadelelerinin sürdürülmesi olarak anlamak çok olası...(sonraki günlerde beliren her tarafın kazılması, silahlar bulunması gibi gelişmeler de taraflar arasındaki seçim sürecinde at pazarlığı/güç mücadelesi olgusunun dışında değil: ama böyle bir karmaşanın netleşmesi çok zaman sonra; coğrafyanın yeniden düzenlenmesi belirginleşince anlaşılıyor. medyada manşet olan tüm haberler sırasıyla abd, nato, ab, cemaatler, sermaye ve medyanın kontrol ettiği kanaat önderlerinin ikna edilmesi için kurgulanmış olaylar dizisi olarak okunduğunda daha anlaşılır oluyorlar.
* *
"çapulcu çetelerle sınırlı kalmaktan ziyade ulusların tamamını ele geçiren türden iç savaşlar, kaçınılmaz bir şiddet kaynağı olarak iyi komşuluk ilişkilerine bağlıdır." (reemtsma ; vahşeti kavramak; ayrıntı yayınları)
kişisel tanıklıklarım çevresinde son 60 yılı salt şu cümle dolayımında hiçbir kamusal söylemde görülmemiş bir biçimde anlatabilirim : "bir komşunun (....) arkasında bıraktığı, diyelim ki bir arazi parçası bir fırsata dönüşmüştür." jan philipp reetsma; cogito 44-45; 272
son yıllarda, her türlü melânet, kaotik durumlar, kitleler için olumsuz sonuçları olan krizlerden; ya da durum ne olursa olsun, bir 'fırsat' görenler böyle bir yarım yüzyıllık "sosyolojik evrimin" sonucudurlar ve yineliyorum; hiç söz edilmemiş ve fark edilmemiş bir biyo-politik ve mekan siyasetlerine dair hikayeleri içerir. son yıllarda tüm "olaylar" bu at pazarlıklarıyla koşut olan mekân, nesne, konum, varlık pazarlıkları ile doğrudan ilgili olduğundan, hiçbir olay kamuya sunulan biçimleriyle sınırlı değildir. gerçeklik böyle ise başka bir haber dili, iletişim mantığı ve kurgusu zorunlu hale gelmiştir.
bu fırsatçılık sürecinin uygun medya tablosu bush, sarkozy, erdoğan, afrikalı katliamcı beşir, avrupa ve ortadoğu sağcı liderleri gibi kitle soykırım görevlileri ve yeni kapitalist teknolojilerin organizma kontrol aletleri müdürlerinin; medya ve futbol sektörleri yöneticileriyle birlikte görüntüleridir. binyıl dönüşümünün gerçek gladyosunu oluşturan bu topluluk, biten yüzyılın gladyosunu halklar oyalansın diye orta malı haline getirirken; bilinenden çok daha farklı bir tahakküm düzeneğini tüm beden ve mekanlar üzerinde kurumsallaştırmaktalar.
son birkaç gün, yani yukarıdaki cümleleri okuduğum günden sonraki gece; on yıldır pek çok sanal şiddete maruz kalmama rağmen, tümünden daha kötü bir şiddet uygulaması birkaç gece sürdü... [yaklaşık 3,5 yıl sonra bu sayfaları elektronik ortama geçirirken, tam bu paragrafa geldiğimde gece yarısını geçmiş saatlerde,başka bir mekanda, dışarıdan yoğun ateş sesleri geldi !!!) şunu düşünüyorum: son 15 yılda hiç bir günüm yok ki, tek başıma sanal uzamımda güç mücadelelerinde o gece varoluşumun kimler tarafından kuşatıldığından tedirgin olmadan uyuyabileyim... aynı süreç yeryüzünde teknolojinin egemen olduğu ve güvenlik sorunlarının , toplum psikolojileri ile oynanarak, en önemli konu haline getirildiği süreç ! **
* *
yıllardır ilk kez çevrede yaşayan insanlarla aynı tiyatro salonunu paylaşmıştık oysa.. demek ki alıntılardaki değinilerin tersine imajlar oluşturulmasına dönük sanal düzenlemelerden sözetmek gerekir. estetik alandan örnekler vermek, tüm söylemlerin dil-anlam bağlamlarının vardığı yeri görmek açısından ilginç olabilir : "biz kazanamadık ama aşka da kazandırmadık" mahmut derviş kitabı... biraz önce radyoda bir sahne oyunu dolayımında konuşuluyordu. bir mazlum-zalim hikayesi: kişilerin nasıl masum ve zalim oldukları; korku ve gerilim ile bu konumların nasıl rol değiştirdikleri konu ediliyormuş. her eğilimin her bir örnek temsilcisi aracılığıyla balans ayarının yapıldığı bir hayattan başka bir hayat olmadığı düşünülürse ve böylesi bir süreçler dizisinin, beden-mekan-imajlar çevresinde olup bitenleri ört bas etmeye dönük; mc cartist programlara eklemli; her eğilimin faşistleştiği bir iklimde tüm zamanlara yayıldığı düşünülürse, sonradan olacaklara çok da şaşırmamak gerekir.
sürecin tümüne yön veren asıl olgu olarak cogito 44'de "muhafazakarlığın ideolojik künyesi" başlıklı makaleyi anımsatmak istiyorum. diğer tüm eğilimler, niyetleri ne olursa olsun göstergelerle oynayarak oyalanmaktan öte bir gerçekliğe sahip değiller. [sermaye ve kurumların son iki yıldaki gaspı bu tanımları doğrulamıyor mu?]
bir muhalefet tarzı, anlayışı, yönelimi; hiç bir yerde görülmüyor; olguların teknik, göstergesel, kültürel, politik yönelimlerini ardısıra dizip, okuyabilen... [ son iki yıl için durum değişti; referandum öncesi ve sonrasından başlayarak giderek belirginleşen direniş politikaları sözkonusu, ancak henüz 21. yüzyıl kapitalizmi - gerici metafizikçiler işbirliğinin nasıl bir pratik işleyiş içinde oldukları yeterince kavranabilmiş değil...]
oysa olguların tümünün ardında; bilimsel, disiplinlerarası ve makro dolandırıcılık biçimleri; mikro uygulamalar aracılığıyla imgelerin kontrolü/kodlanması/ticaretinden, nesnelerin konum ve devinimlerinin ticaretine dek uzanan çeşitlilik...toplumların yerleşikliği ya da devinimi; fizik ya da tinsel düzenlenimler; düşünceler, eğilimler; sermaye; kentsel ve sınıfsal rant, konum ve yazgılar; ve akla gelmedik diğer her şeyle oynanabilen bir kontrol/tahakküm tekniği ve toplumu oluşumu...
bu süreç hiç fark edilmemiş de değildir elbette : örneğin mart 2004 tarihli bir dergide şunlar yazılmış : "düzen, merkezi siyaset üzerine binen ve çeşitli tıkanıklar yaratması kaçınılmaz olan basıncı seyreltmek amacıyla siyaseti yerelleştirmek istemektedir.(........) zaaflı olan mekan hakimiyetini bu kez dolaylı yollardan pekiştirme niyeti de vardır." (gelenek 80; 18)
"sermayenin şimdiki hedefi doğrudan kentlerdir; yani sanayiye ve modern işçi sınıfına ev sahipliği yapan kamusal alanlardır. söz konusu olan işte bu kamusal alanları birer ticarethaneye dönüştürme saldırısıdır. (bu nedenle) 28 mart yerel seçimlerinin rant paylaşımı seçimi olduğu açıklık kazanır." (gelenek 80;78)
para politikaları; mekan, beden, imge politikalarından ayrı değildir. şunu bile düşünmek gerekiyor : yirmi-otuz yıllık bir enflasyon ve çok sıfırlı paranın oluşturulması, ve binyıl başlangıcında altı sıfırın atılması; binlerce yıllık zaman ve küresel ekonomi düzenlemelerinin başka bir mantıksallığının gereği bile olabilir. olgunun böyle olmasından söz etmiyorum. yeryüzünde çok başka türden bir vahşi egemenlik mantığının oluşunun farklı coğrafyalarda, kimlerle paylaşıldığını işaret etmek istiyorum. parasal göstergelerin birkaç yıl başka bir biçimde (resimde) ceplerinizi, topraklarınızı, elden ele geçerek dolaşıyor oluşu; bir insan/ dil /altın/ kent/ kadın avcılığı gibi de kurgulanabilir. yeryüzü tarihi böyle bir para metafiziği bilgisini de içerir çünkü...konuyu bildiğimi söyleyemem. ama sıradan bir gözlemle bile, paraların dolaşımının oluşturduğu devinim, kârlılık, metafizik, alışkanlık ve imaj biçimleri; diyelim ki siyasal gericilik ya da rasyonel kentlilik temsilleri olarak; göstergelerin farklılaşması aracılığıyla; belki tarih boyunca yeterince fark edilmemiş; konunun kuramsal uzmanlarının bilgisi dışında kalmış/ unutulmuş sonuçları içerir. bunları nereden çıkarsıyorum? her bir beden harcama kapasitesi olan cebindeki/kartındaki paranın teknoloji ve akılsal sayım yoluyla izlenmesi yoluyla sıkı kontrol ve aidiyet şemalarına tâbi kılınıyor. bütün bunlardan söz etme gereği, yani hiç de rasyonel olmayan yaklaşım biçimleri nereden icap olmuştur? sorun erdemli yöneticilerin olup olmaması ile ilgilidir. sekiz yıldır para politikalarıyla oynamalar ile büyüme söylemleri ve sermaye dengeleri ve kârlılık oranları artışları karşılaştırmalarla açıklanabilir değil midir? büyüme, terazinin bir kefesinde ise diğer kefede toplumsal kesimlerin sefalet ve boyun eğmişlikleri; biyo-ekonomik ve biyo-teknolojik uygulamaların zorbalığı; ve direnenlerin ölü bedenleri yok mu?
50 liraya fatma aliye resmi konulması, izmir konumunu, "hilafete geri dönelim" diyen aliye'yi anlatan piyasaya sürülü kitapları yazan bıyıklı yazarı; yerel seçimde ele geçirilmesi gereken "iki" konumlu stratejik yerleri (!) vb anımsatıyor. [4+4+4'e gelene dek nerelerden geçilmiş? ebced hesabıyla hayatı algılayanların, eğitim deyince mahalle mektebini tabletli rahlelerle yad edenlerin akletme tarzlarının farklılığını fark etmek gerekiyor! aman yanlış anlaşılmak istemem; bu akıl biçimlerine bulaşmak filan istemem; rasyonalizmi eleştirebilirim ama öncesine dönmek için asla değil. ama gözlemlediğim, böyle bir sayısal metafizik toplumuyla akıl yürüten bir pragmatizmle karşı karşıyayız. durumu anlatabilmek için daha pek çok gösterge hikayesi anlatmak gerekiyor]. türk parasını koruma kanununu değiştirenler; ülkenin her parçasını, mekanını, insanını her gün bir kez daha soymaktadırlar. "kötü adamları" yakalamak için yapılan kazı faaliyetleri ile nato merkezli güvenlik konsepti silahları bulunmakta, altın avcılığı için yurdun değişik yerlerinde kazı izinleri verilmekte; seçimlerde yerellikleri ele geçirdiklerinde ülke manzarasının nasıl bir hal alacağını düşünebiliyor musunuz? [aynen böyle oldu : şimdi altın, bor, petrol olasılığı alanları toptan satıldı; orman,dere, tarım alanları, bitki çeşitliliği, hayvancılık, özelleştirmeler yoluyla fabrikalar herşey tarûmar, satılık ve "kârlı".]
'sonuna kadar gideceğiz' söylemini kullananların, israil'de gazze'nin , türkiye'de muhafazakarların bilinçdışının yansıdığı "düşman" üretimine yönelirken; 1950'lerden beri nato işlevlerine tâbî kılınmış taşeron nüfusa yön veren aynı kötü adamların; bu tarihsel soygun düzeninin yeni süreçlerinden de fırsatlanabilmek için manevralarından başka bir kamusal hareket yok ! gelişme, büyüme, hareket diye sunulan tüm haberler salt bu manevranın yansımaları... muhafazakar kapitalist dolandırıcıların hareket alanlarının, kullanabildikleri kurum, finans, teknik, ilişkilerin genişlemesi büyüme olarak sunulmaktadır. (ankara belediyesi ile haşim kılıç'ın damadı arasındaki 'kârlı takas' haberi bunlardan sadece biri...) öte yandan bu hareketliliğin abd'nin ırak'tan çekileceği yıl; ardından bırakacağı bölgenin nasıl düzenleneceğine dair kararlarla ilgili olduğu görülemez bir vak'a mıdır?
6.1.2009
baykal 'biz polise güvenmiyoruz' açıklamasını yaptıktan iki gün sonra chp'li belediye başkanları gözaltına alınıyorlar. böylece fatma aliye ve ellilikler ilişkisinin aynı zamanda maliyenin (fat-ma ali-ye) muhalifleri iktisat açısından tahakküm edeceği ve 02'lik başbakanlık konumunun bekçilik kurumu olarak durumu teminat altına alacağı anlaşılıyor.! ama bu dil politikası kadın ve ekonomi arasındaki ilişkileri de kendi haline bırakmamış anlaşılan... "maaile", ailece, soy sop, hep birlikte anlamına geldiğinden, maliye ile birlikte sözcüğün iki anlamı dinsel, cemaatçi faşizmdir ve giderek daha net biçimde görülecektir. aynı gün gazze'de bm okulunun israil tarafından bombalanması da olasıdır ki aynı nedenledir. arapların tayyip'e güvendikleri haberleri ise; gazze olayı aracılığıyla bölge ülkelerinin düzenlenmesi kurgusu sırasında, araplarla türklerin kandırılmışlıkları ve ahmaklıkları açısından hiç bir farkları kalmadığı, tanrı nazarında eşitlendikleri anlaşılıyor !(nedim gürsel'in kitap yasağı tam bu durumun yansımasıdır.)
* *
sözlükte gaze (ing) : gözünü dikip bakmak (sözlük s.93)
nasıl bir rastlantı ise, haftalar önce, yunanistan'da bir gencin öldürülmesi sonrası olaylar dolayımında 'gözünü dikip bakma' eylemi yapanlarla ilgili haberler ve fotoğraflarla dolu gazete manşetleri... türkiye cumhurbaşkanı yunanistan'a teşekkür ediyor, işbirliği nedeniyle...
yky sanat dünyamız 93. sayısını birkaç ay önce almıştım.2009 aynı zamanda 93 sayı konumu demek !! (ebced hesabıyla düşünüyoruz ve konum bilinciyle !) bir gazeteci 'israil katile zaman kazandırıyor' diye yazmış. kazanılan zaman 2009 ve 1. ay konumudur ! sözlükte aynı sayfada garage, genetic, gem ve daha pekçok sözcük var doğal olarak ! garage önemli; çünkü akp'li belediye cihangir 'de büyük bir garaj alanını yıkıp alışveriş merkezi yapmak istiyor (ki kimsesi olmayan birinin mülk bağışı ve bu yöntemin nasıl bir mülk kontrolü tekniği olduğu ayrı bir konu). yunanistan'daki ölüm sonrası afişler : "alexis kardeşimizdir" hangi uluslararası diplomasi bu genç ölüler ve çocuklar üzerinden hangi küresel ileti teatisini çalıştırıyor dersiniz ?
görme alanıma giren durumlara bakarak çok net olarak söylüyorum: akp belediyesinin garaj yıkımı ile gazze saldırısı aynı "işlemdir", ve saldırının asıl sorumlusu aynı zamanda akp'dir.akp bu nedenle de sahtekardır. dil, yapı, temsiliyet vb. ilişkilerindeki dolandırıcılıkları nedeniyle sahtekardır. tarih boyunca eleştirdikleri bilgileri keşfettikçe (yeryüzünün dilsel-yapısal kurgulanışı); o bilgilerin rasyonalite ve erdem formuyla bileştikleri uzun süreçleri hiç anlamadıkları için, ganimet sanıp cihat nesnesi gibi arazilere, bedenlere, sözcüklere, değerlere saldırıyorlar...
7.1.2009
dün gece yukarıdaki cümleleri notlayıp bıraktım.
dün tüm haberler gazze ile doluyken bugün medyada hiçbir gazze haberi yoktu. gündem birden değişmiş ! ergenokon operasyonu haberleri ve yalçın küçük, kemal gürüz, kanadoğlu haberleri...
dolandırıcılık; "cennetin ele geçirilmesi"***; 2008 ve 2009 yıllarına dönük tüm fırsatçı-islamcı kurnazlar takımının 21. yüzyılda ülke, toplum vizyonları, hepsi bu...
ve haberler : "türkiye filistin'de kan dökülmesini engellemek için çaba harcıyor". böyle bir çabanın tek gerçek karşılığı vardır : akp hükümetinin istifası ve akp'nin siyaseten intihar etmesidir!
çünkü akp olmasaydı ortadoğu'da onbinlerce insan ölmez, abd bu denli talan edemez ve filistin'in kazanılmış hakları ve demokratik filistin hareketi pek çok kurnaz yöntemle böyle tasfiye edilemezdi. akp siyaseten ve iktisaden 1950'lerden bu yana kurumsallaşan taşeron akımın devamı olan dolandırıcılar ittifakıdır. işte bu nedenle, bu teknoloji ve iletişim çağında bu denli farkındasız, bilgisiz bir cemaat toplumu oluşuyor : "yıkıma karşı dine akın eden bir ülke uçurumdan atlayan koyun sürüsüdür" lafı bu nedenle bilimsel bir doğruluk içeriyor. ve bu dönemle ilgili nihai bir suç varsa; tüm balkanlar-ortadoğu- kafkasyada halkların biyo-genetik, yapısal temsiliyetlerinin metazori tekniklerle gasp edilmesidir. türk-islam sentezci ahmakların genetiklerini bu geniş bölgede her türlü kurumun ve nüfus düzenlemelerinin tepesine oturtmak asıl amaçları olmuştur. sürecin ab ve abd 'nin yayılmacı küresel siyaset düzenleme sürecine paralel olduğu görülmez değildir! [son iki yıldır izlediğimiz sistem içi rekabet ve hesaplaşmalar gibi görülen tutuklamalar, hukuk kurumlarının istilası vb. gerçekleştirilen kanlı entrikaların suçlarının olası bir sorunsallaştırımından osmanlı ve acem tezgahlarıyla kurtulma çabalarına benzemektedir. ve tüm medya sözü edilen 'aynı takım'la doldurulmuştur.]
* *
mekân sorunları, nesne ekonomisi, cennetin ele geçirilmesi, savaş, fırsat, para politikaları, biyo-teknolojik uygulamalar, eğlenceli bir medya/kitle ortamı; bilimsel ve basit dolandırıcılıklardan filan sözettik. bu sözcüklerin 1960'ların sonunda yazılmış bir romanda nasıl yanyana kullanılabildiğini görürsek; bütün bu olguların ne kadar tarihsel-yapısal bir mekanizmanın parçası olduğunu da anlayabiliriz.
1950'lerde alanı yaratmış olan bilgisayar insanları kuşağından bir fizikçi ile sektörün yeni kuşağından, genç, özgür ve muhalif insanlardan oluşan küçük bir şirketinden , yaratıcı projeler üreten iki kişinin konuşması ve konu savunma sektörünün mantığına dair :
"aynı problem üzerinde çalışmak için birbirine bağlanmış eş dev bilgisayarlar dizisi; bu bir sistem tasarımcısının cenneti. başka hangi koşullar altında bu kadar keyifli bir şey yapma fırsatını yakalayabiliriz ki? nesnenin ekonomisi tamamen gülünç ve şaşırtıcı. yalnızca savunma birbirine bağlı bir sürü dev boyutlu bilgisayar için para saçabilir." (369)
40 yıl önce yazılmış bu roman cümlelerini, gazze savaşından, yeryüzünde öncelikli sektörlerden, güncel davaların ardındaki güçlerden ayrı düşünebilir miyiz? ama sorunu, ardındaki teorik-yapısal kurguyu anlamak için daha çok çaba gerekiyor; alıntılanan paragraftaki olgu, foucault görüşleri bağlamında şöyle okunabilir :
"erk, münhasıran olumsuz da değildir; daha baskıcı boyutlarının yanı sıra, haz ve anlam da üretir -yoksa, diye sorar foucault, erk bu kadar baştançıkarıcı ve güçlü olur muydu?" "foucault, bir gözetim içselleştirilmesinin nasıl geliştiğini, mekanın nasıl siyasal bir sorun olarak kabul edilmiş olduğunu, erk ilişkilerinin nasıl basitçe hasım olmaktan çok heterojen olabildiğini vb. gösterir." "hepimiz zaten düzenlenmişiz, zaten erk ağlarına katılırız, zaten erk operasyonları içinde oluşturulmuşuz -erkin yukardan baskı yaptığı 'özgür bireyler' gibi nosyonlar, bütünüyle anlamsızdır. foucault, bu tutumun 'her yerde erk görme'yi ya da marksizmin herşeyi iktisata indirgemesi gibi, herşeyi erke indirgemeyi gerektirmediğine inanıyordu. aksine sorunun, erkin özgül yöntemlerle ve stratejilerle nasıl işlediğini; modern batı toplumunda giderek artan bireylerin disipline edilmesi gibi önemli geçişlerin nasıl gerçekleşmiş olduğunu ve erkteki değişimlerin siyasal ve ekonomik boyutlarının nasıl gösterilebileceğini anlamak olduğunu belirtiyordu." (ideoloji; m.barret; sarmal yayınları 150,151,152)
oysa hiç teorik bir sorunsaldan söz etmiyorduk. mikro ve makro, yanılsamalı ve gerçek pek çok olguyu sıralarken anılan romanda şunlar yazılmış: "savunmanın retoriği elbette, insanın savunulduğudur. (....) (oysa) savunma roket depolarının savunulmasıdır, insanların ya da çevrenin değil, bunlar hariç tutulacaktır" (368)
gazze'de konum, mekan, zaman, temsiliyet vb.ile ilgili olduğu kadar belki de yeni savaş araçları deniyorlardır; kim böyle bir olgu olmadığını söyleyebilir ki... yarım yüzyıldır haksızlık ve kötülüklere karşı çıkmış aydınları eleştirdikleri durumları yargılayan davalarda sanık yapanlar; azınlık ve aydın cinayetlerinin ve katliam suçlularını en az cezayla kurtarmaya çalışıyor. tarihin dibindeki iman-inanç kurnazlığı-icadı-ticareti, siyaset ve ticaret kurnazlıklarıyla karışarak günümüzün manzarasını oluşturdular. bu ülkede gerçek bir ergenekon varsa, 1950'lerde nato'ya bağlanarak oluşturulan ve 50 yıldır intikam için yapılandırılmış olan ve son yıllarda küresel katliamlara dek sürekliliği olan mekanizma olarak vardır.
gazze savaşında ara bulucu rolüne geçmiş tüm "adamlar", bu konum-zaman-mekan savaşında sürecin böyle olmasından memnun uluslararası çetenin değişik ülkelerdeki temsilcileri : mafyanın basit teknikleri: saldırtan, durumdan fayda uman kurtarıcı rolündedir. yeryüzünün bu tekniklerle (!) de işletildiğini fark edip fark etmemeyi seçmektir bilinçlilik durumu...[ kendimi bu tanıma sığdırıp melanetlere bulaşmadan kurtarmışım. ama zaman geçtikçe görülen o ki tarihte tam olarak çözümlenmemiş tüm akıl, teknik, mantık, bilinç sorunlarıyla halleşmeden, yani bilinç yaygınlaşıp, belki geç aydınlanma diyebileceğimiz bir dalga olmadan, tarihte çok rastlanan geriye dönme sorunlarından kurtulmak güç olabilir.]
ay bitiyor, savaş da bitiyor. birinci ay konumu uygun küresel-siyasal nesne düzenlemeleri ile tamamlanmış oluyor : amerika'da 'hepimiz biriz' sloganı ile başkan değişiyor ! böylece ortadoğu'da savaşın, amerikan seçimleriyle ilgili olduğunu da anlıyoruz. [aradan geçen birkaç yıl sonra tv programlarında 'bölgedeki savaşların amerikanın kendi içindeki farklı politikaların rekabetinin yansımaları olduğu' doğrudan söylenebiliyor.] yine böylece anlıyoruz ki, olası bir değişim dalgasına karşı kitlelerin maniple edilebileceği (ırk-din vb.) kimi konular sıcaklaştırılmış, bir tedbir olarak... bir taşla kaç kuş vurduklarını varın siz hesap edin. [artan insan ve doğa katliamları böyle bir sonuç olarak da anlaşılmalı.] oysa yeryüzüne egemen kılınan değişimcilik söylemlerinin hepsi aynı sahtelik damgasını içeriyorlar : dolandırıcı yeryüzü partisinin farklı din ve dillerdeki akraba temsilcileri, birbirleriyle kâr ortağı olmanın gereği olarak; her dil, din, ırktan kitleleri ahmaklaştırarak, kurnazlıklarını tescil ettirmeye çalışıyorlar. israil'in çekilirken söylediği "gerekirse yine gelip aynısını yaparız" tehdidi ile "hepimiz biriz" kampanyası aynı küresel-askerî reklam şirketinin yansımaları gibi tınlıyorlar :
yineliyorum ama kaçınılmaz biçimde her yineleyişte farklı bir olguyu fark ediyoruz, çünkü : bir ülkede askerler dışlanıyor (sezgilerim dışlananların gündelik varoluşlarında dinsel aidiyetlerin önemsiz olanlardan seçildiğini sanıyor!); öteki ülkede askerler başka silahlı güçleri devre dışı bırakmak için içselleştiriliyor ve okullar, kadınlar, çocuklar saldırıya uğruyor; bir başka ülke savaştığı ülkeden askerlerini çektiğinde, vietnam savaşının deneyimi nedeniyle, sistem değişikliklerine yol açmayacak bir coğrafya bırakmayı amaçlıyor ve bunun en kolay yolu da çevredeki ülkelerin kapitalizme yedeklenmiş, sahtekar ve dinsel iktidarlara devredilmesi ve kitleleri dinsel bir retorik tepki düzleminde, geleneksel kölelik zincirlerine bağlı olmayı sürdürebilecekleri bir kültürel ortam yaratarak dizginlemek gerekiyor...denklem karmaşık ve çelişkili görünüyor ama tarih boyunca başka bir denklem işlemediki!...fark; hız, teknoloji, öznellik ve şizofreni artışlarında. öyle ki ayasofya'daki 16 yıllık inşaat iskelesinin sökülecek olması haberi bile, bu yapısal kurgunun parçası gibidir : "gazze'de ölüm, israil'de sevinç." "içimizdeki çocuk"u öldürmek içinmiş bu son yılların tüm çocuk ölümleri, nüfus düzenlemesi stratejileri meğerse !
*kişisel soykırımlar deyişini; nüfus, emlâk, varlık ve uzam politikaları bağlamında anlamak gerekir ve sanıldığından daha yaygın, sosyo-kültürel düzenlemelere içkin olduğunu düşünmek gerekir. örneğin mahalle baskısı araştırmalarında ortaya çıkan sonuçlar o, gerçek mekan,toplum, ilişkileri düşününce o kadar komik. **bir varsayım olarak, yaşadığım an'ların (bana yaşatılan) bilimsel deneyler (!) oluşu; birey ve yeryüzü arasındaki beden-mekan konumları açısından durumu değiştirmez. (herşeyden önce bana rağmen birşey yaşatılmaktadır!) ( örnek : "sinaptik engelleme kritik bir seviyenin altına inerse, tüm beyin üzerinde aniden eşzamanlı ateşleme yayınımı olduğu görülmüştür." cum. bilim teknik 1138; 12)
*** 2008 ilkbaharında islamcı bir radyoda konuşan ulemanın cümlesi olarak duydum . daha sonra çok kullanıldı. şimdi reklamlarda sıradan pazarlama cümlesi !
kurumsallığı ile birlikte işletilmektedir.
tarih öncesine dair söylenmiş, "cemaatleri düzenlemek için kullanılan can alıcı sözcük adaletti"; bu çağda bu arkaik yönetimin mantığında böyle bir "can alıcı" biçimi gündelik hayatın parçası haline getirmiştir. [iş kazaları, kazalar, doğal felaketlerde artan ölüm oranları , 'altına hücum' döneminin vahşetine benzemiyor mu?]
bu coğrafya; tüm bilimsel söylemleri, insanî anlayışın tarihsel repertuarını, kamusal olayları, hayatın gündelik işleyişlerine dair verileri; tüm uluslarıyla yanlış anlamakta; ancak bununla da yetinilmeyip her eğilimin kendi öznel dil ve ilişki sınırlarında herkesin herkesi aynı yöntemlerle telef etmesinin göstergesel doruklarında hiçbir topluluğun diğerini; ama bireylerin kendilerini bile anlayamadıkları bir varoluş krizi yaşanmaktadır. herkes salt bu "göstergesel iletişim" (!) aracılığıyla iktidarı, sermayeyi, konumları, kenti, şu ya da bu imgeyi, şu ya da bu ganimeti tümüyle gaspedebileceği bir motivasyon ile saldırıyor; ama hiç bir cümle, söz, söylemin ne yöne evrildiği anlaşılamayan garip bir güç mücadelesi; ve çok ötelerde belirlenmiş kimi stratejilerden söz etmek gerekir. -ki bu demokrasi söylemleri çağında hiç bir kamusal demokratik karşılığı olmayan [geçen yıllardaki kuzey afrika hareketlerinde görüldüğü gibi]-
bu notlar yazıldıktan sonraki günlerde şu cümleye rastladım : "sonuç olarak türkiye cumhuriyeti'ni kuruluş ilkelerinden saptırarak başka bir cumhuriyet kurmak ve bu arada, bop-gop planları çerçevesinde (....) uzun erimli bir plana göre yürümektedirler. rektör atamaları da dahil hiç bir şey rastlantıya bırakılmamıştır." prof. dr. s. çelik; cumhuriyet bilim-teknik 113; s.14
gazze'ye israil saldırısı ile i.ü. rektörünün atanmasının aynı olgu ve zamanlama oluşu değişen paraların sayısal-konumsal-göstergesel verilerinin ardındaki niyetlerle koşuttur: salt kendi toplum ve cemaatleri ve kendileri gibi olmayanların değil; tüm coğrafyaya, yeryüzüne dair hazineleri mülklerine geçirme ihtirası; -hem arkaik dinsel tahayyüller hem de "çağdaş" kapitalist ruh hallerinin karışımı bir tür faşizm olarak anlamak gerekir - ; ki bu ihtirası, tüm dişil bedenselliklere yönelik hem arzu-güdü ekonomileri, hem yapısal muhafazakar kurnazlıklar bağlamında düşünmek gerekir. çünkü bütün bu olguların tümü atanan rektörün 'sıcak yuva' şirketinde buluşmaktadır. çünkü erkek faşizmlerinden başka bir şey olmayan türk-islam kapitalizmi, tarihteki barbarlık olgularının geç-yinelemelerinden başka bir şey değildir; imaj olarak kuşanılanların bir önemi yok. [bu önemsizlik birkaç yılda netlikle görünen sermaye ilişkilerindeki değişim, çevre ülkelerdeki krizlerdeki yoğunlaşmalar gibi somut sonuçlara bakıldığında tabii ki önemli; ama uzun tarihsel süreçlerde bakıldığında arkaik gericilik ve istilacılık ve hükümdarlık olgularının insanlık tarihinde olumlanabilecek hiçbir sürece karşılık düşmediği bellidir.]
aynı süreçte şeş tv, kürtler ankara'yı ele geçirmediklerine göre, başka bir konum siyasetini oluşturmakta. toki'nin son iki yılda istanbul'da yaptığı yapıları kuşatan başka bir yapı silsilesini hangi amaçla tasarlamış olduğunu da ekleyebiliriz : hava akışını bile engelleyen, daha önceki yapıların soluk almasını engelleyen bir mimari yapı ile doğal gaz ölümleri diye sunulan durumlar bir benzerlik taşımıyorlar mı? hava, aynı zamanda 'teori' kavramını da içerdiğine göre teoriye karşı bir yapı stratejisi mi yoksa mekanların özerk işlevlerine etki, kim bilir belki de havacılara karşı bir kuşatma...
ve olaylar doğal gaz ölümlerinin , diğer pek çok şey gibi, kanıksanmasıyla sürüyor. hiç kimse organik-yapısal düzenlemelerin başka bir mantığa eklemli olabileceğini; hiç düşünmüyor ve düşünülemeyince, tüm coğrafyada tahakküm konulu bir araştırma yapılmadığında; 'o kadar da belirgin, görünür bir tahakküm olup olmadığı düzeyinde algılanıyor gündelik hayat.
küresel, bölgesel, yerel ve kişisel soykırımların*; özellikle 2009 yılına yönelik kurgulanmış olduğunu ve gelecek yıllara dair model ve at pazarlıklarını, güç mücadelelerinin sürdürülmesi olarak anlamak çok olası...(sonraki günlerde beliren her tarafın kazılması, silahlar bulunması gibi gelişmeler de taraflar arasındaki seçim sürecinde at pazarlığı/güç mücadelesi olgusunun dışında değil: ama böyle bir karmaşanın netleşmesi çok zaman sonra; coğrafyanın yeniden düzenlenmesi belirginleşince anlaşılıyor. medyada manşet olan tüm haberler sırasıyla abd, nato, ab, cemaatler, sermaye ve medyanın kontrol ettiği kanaat önderlerinin ikna edilmesi için kurgulanmış olaylar dizisi olarak okunduğunda daha anlaşılır oluyorlar.
* *
"çapulcu çetelerle sınırlı kalmaktan ziyade ulusların tamamını ele geçiren türden iç savaşlar, kaçınılmaz bir şiddet kaynağı olarak iyi komşuluk ilişkilerine bağlıdır." (reemtsma ; vahşeti kavramak; ayrıntı yayınları)
kişisel tanıklıklarım çevresinde son 60 yılı salt şu cümle dolayımında hiçbir kamusal söylemde görülmemiş bir biçimde anlatabilirim : "bir komşunun (....) arkasında bıraktığı, diyelim ki bir arazi parçası bir fırsata dönüşmüştür." jan philipp reetsma; cogito 44-45; 272
son yıllarda, her türlü melânet, kaotik durumlar, kitleler için olumsuz sonuçları olan krizlerden; ya da durum ne olursa olsun, bir 'fırsat' görenler böyle bir yarım yüzyıllık "sosyolojik evrimin" sonucudurlar ve yineliyorum; hiç söz edilmemiş ve fark edilmemiş bir biyo-politik ve mekan siyasetlerine dair hikayeleri içerir. son yıllarda tüm "olaylar" bu at pazarlıklarıyla koşut olan mekân, nesne, konum, varlık pazarlıkları ile doğrudan ilgili olduğundan, hiçbir olay kamuya sunulan biçimleriyle sınırlı değildir. gerçeklik böyle ise başka bir haber dili, iletişim mantığı ve kurgusu zorunlu hale gelmiştir.
bu fırsatçılık sürecinin uygun medya tablosu bush, sarkozy, erdoğan, afrikalı katliamcı beşir, avrupa ve ortadoğu sağcı liderleri gibi kitle soykırım görevlileri ve yeni kapitalist teknolojilerin organizma kontrol aletleri müdürlerinin; medya ve futbol sektörleri yöneticileriyle birlikte görüntüleridir. binyıl dönüşümünün gerçek gladyosunu oluşturan bu topluluk, biten yüzyılın gladyosunu halklar oyalansın diye orta malı haline getirirken; bilinenden çok daha farklı bir tahakküm düzeneğini tüm beden ve mekanlar üzerinde kurumsallaştırmaktalar.
| 2005; 9. istanbul bienalinde phil colins'in çalışması durumun erken mi geç mi olduğunu bilemeyeceğimiz fark edilişini yansıtıyor. |
* *
yıllardır ilk kez çevrede yaşayan insanlarla aynı tiyatro salonunu paylaşmıştık oysa.. demek ki alıntılardaki değinilerin tersine imajlar oluşturulmasına dönük sanal düzenlemelerden sözetmek gerekir. estetik alandan örnekler vermek, tüm söylemlerin dil-anlam bağlamlarının vardığı yeri görmek açısından ilginç olabilir : "biz kazanamadık ama aşka da kazandırmadık" mahmut derviş kitabı... biraz önce radyoda bir sahne oyunu dolayımında konuşuluyordu. bir mazlum-zalim hikayesi: kişilerin nasıl masum ve zalim oldukları; korku ve gerilim ile bu konumların nasıl rol değiştirdikleri konu ediliyormuş. her eğilimin her bir örnek temsilcisi aracılığıyla balans ayarının yapıldığı bir hayattan başka bir hayat olmadığı düşünülürse ve böylesi bir süreçler dizisinin, beden-mekan-imajlar çevresinde olup bitenleri ört bas etmeye dönük; mc cartist programlara eklemli; her eğilimin faşistleştiği bir iklimde tüm zamanlara yayıldığı düşünülürse, sonradan olacaklara çok da şaşırmamak gerekir.
sürecin tümüne yön veren asıl olgu olarak cogito 44'de "muhafazakarlığın ideolojik künyesi" başlıklı makaleyi anımsatmak istiyorum. diğer tüm eğilimler, niyetleri ne olursa olsun göstergelerle oynayarak oyalanmaktan öte bir gerçekliğe sahip değiller. [sermaye ve kurumların son iki yıldaki gaspı bu tanımları doğrulamıyor mu?]
bir muhalefet tarzı, anlayışı, yönelimi; hiç bir yerde görülmüyor; olguların teknik, göstergesel, kültürel, politik yönelimlerini ardısıra dizip, okuyabilen... [ son iki yıl için durum değişti; referandum öncesi ve sonrasından başlayarak giderek belirginleşen direniş politikaları sözkonusu, ancak henüz 21. yüzyıl kapitalizmi - gerici metafizikçiler işbirliğinin nasıl bir pratik işleyiş içinde oldukları yeterince kavranabilmiş değil...]
oysa olguların tümünün ardında; bilimsel, disiplinlerarası ve makro dolandırıcılık biçimleri; mikro uygulamalar aracılığıyla imgelerin kontrolü/kodlanması/ticaretinden, nesnelerin konum ve devinimlerinin ticaretine dek uzanan çeşitlilik...toplumların yerleşikliği ya da devinimi; fizik ya da tinsel düzenlenimler; düşünceler, eğilimler; sermaye; kentsel ve sınıfsal rant, konum ve yazgılar; ve akla gelmedik diğer her şeyle oynanabilen bir kontrol/tahakküm tekniği ve toplumu oluşumu...
bu süreç hiç fark edilmemiş de değildir elbette : örneğin mart 2004 tarihli bir dergide şunlar yazılmış : "düzen, merkezi siyaset üzerine binen ve çeşitli tıkanıklar yaratması kaçınılmaz olan basıncı seyreltmek amacıyla siyaseti yerelleştirmek istemektedir.(........) zaaflı olan mekan hakimiyetini bu kez dolaylı yollardan pekiştirme niyeti de vardır." (gelenek 80; 18)
"sermayenin şimdiki hedefi doğrudan kentlerdir; yani sanayiye ve modern işçi sınıfına ev sahipliği yapan kamusal alanlardır. söz konusu olan işte bu kamusal alanları birer ticarethaneye dönüştürme saldırısıdır. (bu nedenle) 28 mart yerel seçimlerinin rant paylaşımı seçimi olduğu açıklık kazanır." (gelenek 80;78)
para politikaları; mekan, beden, imge politikalarından ayrı değildir. şunu bile düşünmek gerekiyor : yirmi-otuz yıllık bir enflasyon ve çok sıfırlı paranın oluşturulması, ve binyıl başlangıcında altı sıfırın atılması; binlerce yıllık zaman ve küresel ekonomi düzenlemelerinin başka bir mantıksallığının gereği bile olabilir. olgunun böyle olmasından söz etmiyorum. yeryüzünde çok başka türden bir vahşi egemenlik mantığının oluşunun farklı coğrafyalarda, kimlerle paylaşıldığını işaret etmek istiyorum. parasal göstergelerin birkaç yıl başka bir biçimde (resimde) ceplerinizi, topraklarınızı, elden ele geçerek dolaşıyor oluşu; bir insan/ dil /altın/ kent/ kadın avcılığı gibi de kurgulanabilir. yeryüzü tarihi böyle bir para metafiziği bilgisini de içerir çünkü...konuyu bildiğimi söyleyemem. ama sıradan bir gözlemle bile, paraların dolaşımının oluşturduğu devinim, kârlılık, metafizik, alışkanlık ve imaj biçimleri; diyelim ki siyasal gericilik ya da rasyonel kentlilik temsilleri olarak; göstergelerin farklılaşması aracılığıyla; belki tarih boyunca yeterince fark edilmemiş; konunun kuramsal uzmanlarının bilgisi dışında kalmış/ unutulmuş sonuçları içerir. bunları nereden çıkarsıyorum? her bir beden harcama kapasitesi olan cebindeki/kartındaki paranın teknoloji ve akılsal sayım yoluyla izlenmesi yoluyla sıkı kontrol ve aidiyet şemalarına tâbi kılınıyor. bütün bunlardan söz etme gereği, yani hiç de rasyonel olmayan yaklaşım biçimleri nereden icap olmuştur? sorun erdemli yöneticilerin olup olmaması ile ilgilidir. sekiz yıldır para politikalarıyla oynamalar ile büyüme söylemleri ve sermaye dengeleri ve kârlılık oranları artışları karşılaştırmalarla açıklanabilir değil midir? büyüme, terazinin bir kefesinde ise diğer kefede toplumsal kesimlerin sefalet ve boyun eğmişlikleri; biyo-ekonomik ve biyo-teknolojik uygulamaların zorbalığı; ve direnenlerin ölü bedenleri yok mu?
50 liraya fatma aliye resmi konulması, izmir konumunu, "hilafete geri dönelim" diyen aliye'yi anlatan piyasaya sürülü kitapları yazan bıyıklı yazarı; yerel seçimde ele geçirilmesi gereken "iki" konumlu stratejik yerleri (!) vb anımsatıyor. [4+4+4'e gelene dek nerelerden geçilmiş? ebced hesabıyla hayatı algılayanların, eğitim deyince mahalle mektebini tabletli rahlelerle yad edenlerin akletme tarzlarının farklılığını fark etmek gerekiyor! aman yanlış anlaşılmak istemem; bu akıl biçimlerine bulaşmak filan istemem; rasyonalizmi eleştirebilirim ama öncesine dönmek için asla değil. ama gözlemlediğim, böyle bir sayısal metafizik toplumuyla akıl yürüten bir pragmatizmle karşı karşıyayız. durumu anlatabilmek için daha pek çok gösterge hikayesi anlatmak gerekiyor]. türk parasını koruma kanununu değiştirenler; ülkenin her parçasını, mekanını, insanını her gün bir kez daha soymaktadırlar. "kötü adamları" yakalamak için yapılan kazı faaliyetleri ile nato merkezli güvenlik konsepti silahları bulunmakta, altın avcılığı için yurdun değişik yerlerinde kazı izinleri verilmekte; seçimlerde yerellikleri ele geçirdiklerinde ülke manzarasının nasıl bir hal alacağını düşünebiliyor musunuz? [aynen böyle oldu : şimdi altın, bor, petrol olasılığı alanları toptan satıldı; orman,dere, tarım alanları, bitki çeşitliliği, hayvancılık, özelleştirmeler yoluyla fabrikalar herşey tarûmar, satılık ve "kârlı".]
'sonuna kadar gideceğiz' söylemini kullananların, israil'de gazze'nin , türkiye'de muhafazakarların bilinçdışının yansıdığı "düşman" üretimine yönelirken; 1950'lerden beri nato işlevlerine tâbî kılınmış taşeron nüfusa yön veren aynı kötü adamların; bu tarihsel soygun düzeninin yeni süreçlerinden de fırsatlanabilmek için manevralarından başka bir kamusal hareket yok ! gelişme, büyüme, hareket diye sunulan tüm haberler salt bu manevranın yansımaları... muhafazakar kapitalist dolandırıcıların hareket alanlarının, kullanabildikleri kurum, finans, teknik, ilişkilerin genişlemesi büyüme olarak sunulmaktadır. (ankara belediyesi ile haşim kılıç'ın damadı arasındaki 'kârlı takas' haberi bunlardan sadece biri...) öte yandan bu hareketliliğin abd'nin ırak'tan çekileceği yıl; ardından bırakacağı bölgenin nasıl düzenleneceğine dair kararlarla ilgili olduğu görülemez bir vak'a mıdır?
6.1.2009
baykal 'biz polise güvenmiyoruz' açıklamasını yaptıktan iki gün sonra chp'li belediye başkanları gözaltına alınıyorlar. böylece fatma aliye ve ellilikler ilişkisinin aynı zamanda maliyenin (fat-ma ali-ye) muhalifleri iktisat açısından tahakküm edeceği ve 02'lik başbakanlık konumunun bekçilik kurumu olarak durumu teminat altına alacağı anlaşılıyor.! ama bu dil politikası kadın ve ekonomi arasındaki ilişkileri de kendi haline bırakmamış anlaşılan... "maaile", ailece, soy sop, hep birlikte anlamına geldiğinden, maliye ile birlikte sözcüğün iki anlamı dinsel, cemaatçi faşizmdir ve giderek daha net biçimde görülecektir. aynı gün gazze'de bm okulunun israil tarafından bombalanması da olasıdır ki aynı nedenledir. arapların tayyip'e güvendikleri haberleri ise; gazze olayı aracılığıyla bölge ülkelerinin düzenlenmesi kurgusu sırasında, araplarla türklerin kandırılmışlıkları ve ahmaklıkları açısından hiç bir farkları kalmadığı, tanrı nazarında eşitlendikleri anlaşılıyor !(nedim gürsel'in kitap yasağı tam bu durumun yansımasıdır.)
* *
sözlükte gaze (ing) : gözünü dikip bakmak (sözlük s.93)
nasıl bir rastlantı ise, haftalar önce, yunanistan'da bir gencin öldürülmesi sonrası olaylar dolayımında 'gözünü dikip bakma' eylemi yapanlarla ilgili haberler ve fotoğraflarla dolu gazete manşetleri... türkiye cumhurbaşkanı yunanistan'a teşekkür ediyor, işbirliği nedeniyle...
yky sanat dünyamız 93. sayısını birkaç ay önce almıştım.2009 aynı zamanda 93 sayı konumu demek !! (ebced hesabıyla düşünüyoruz ve konum bilinciyle !) bir gazeteci 'israil katile zaman kazandırıyor' diye yazmış. kazanılan zaman 2009 ve 1. ay konumudur ! sözlükte aynı sayfada garage, genetic, gem ve daha pekçok sözcük var doğal olarak ! garage önemli; çünkü akp'li belediye cihangir 'de büyük bir garaj alanını yıkıp alışveriş merkezi yapmak istiyor (ki kimsesi olmayan birinin mülk bağışı ve bu yöntemin nasıl bir mülk kontrolü tekniği olduğu ayrı bir konu). yunanistan'daki ölüm sonrası afişler : "alexis kardeşimizdir" hangi uluslararası diplomasi bu genç ölüler ve çocuklar üzerinden hangi küresel ileti teatisini çalıştırıyor dersiniz ?
görme alanıma giren durumlara bakarak çok net olarak söylüyorum: akp belediyesinin garaj yıkımı ile gazze saldırısı aynı "işlemdir", ve saldırının asıl sorumlusu aynı zamanda akp'dir.akp bu nedenle de sahtekardır. dil, yapı, temsiliyet vb. ilişkilerindeki dolandırıcılıkları nedeniyle sahtekardır. tarih boyunca eleştirdikleri bilgileri keşfettikçe (yeryüzünün dilsel-yapısal kurgulanışı); o bilgilerin rasyonalite ve erdem formuyla bileştikleri uzun süreçleri hiç anlamadıkları için, ganimet sanıp cihat nesnesi gibi arazilere, bedenlere, sözcüklere, değerlere saldırıyorlar...
7.1.2009
dün gece yukarıdaki cümleleri notlayıp bıraktım.
dün tüm haberler gazze ile doluyken bugün medyada hiçbir gazze haberi yoktu. gündem birden değişmiş ! ergenokon operasyonu haberleri ve yalçın küçük, kemal gürüz, kanadoğlu haberleri...
dolandırıcılık; "cennetin ele geçirilmesi"***; 2008 ve 2009 yıllarına dönük tüm fırsatçı-islamcı kurnazlar takımının 21. yüzyılda ülke, toplum vizyonları, hepsi bu...
ve haberler : "türkiye filistin'de kan dökülmesini engellemek için çaba harcıyor". böyle bir çabanın tek gerçek karşılığı vardır : akp hükümetinin istifası ve akp'nin siyaseten intihar etmesidir!
çünkü akp olmasaydı ortadoğu'da onbinlerce insan ölmez, abd bu denli talan edemez ve filistin'in kazanılmış hakları ve demokratik filistin hareketi pek çok kurnaz yöntemle böyle tasfiye edilemezdi. akp siyaseten ve iktisaden 1950'lerden bu yana kurumsallaşan taşeron akımın devamı olan dolandırıcılar ittifakıdır. işte bu nedenle, bu teknoloji ve iletişim çağında bu denli farkındasız, bilgisiz bir cemaat toplumu oluşuyor : "yıkıma karşı dine akın eden bir ülke uçurumdan atlayan koyun sürüsüdür" lafı bu nedenle bilimsel bir doğruluk içeriyor. ve bu dönemle ilgili nihai bir suç varsa; tüm balkanlar-ortadoğu- kafkasyada halkların biyo-genetik, yapısal temsiliyetlerinin metazori tekniklerle gasp edilmesidir. türk-islam sentezci ahmakların genetiklerini bu geniş bölgede her türlü kurumun ve nüfus düzenlemelerinin tepesine oturtmak asıl amaçları olmuştur. sürecin ab ve abd 'nin yayılmacı küresel siyaset düzenleme sürecine paralel olduğu görülmez değildir! [son iki yıldır izlediğimiz sistem içi rekabet ve hesaplaşmalar gibi görülen tutuklamalar, hukuk kurumlarının istilası vb. gerçekleştirilen kanlı entrikaların suçlarının olası bir sorunsallaştırımından osmanlı ve acem tezgahlarıyla kurtulma çabalarına benzemektedir. ve tüm medya sözü edilen 'aynı takım'la doldurulmuştur.]
* *
mekân sorunları, nesne ekonomisi, cennetin ele geçirilmesi, savaş, fırsat, para politikaları, biyo-teknolojik uygulamalar, eğlenceli bir medya/kitle ortamı; bilimsel ve basit dolandırıcılıklardan filan sözettik. bu sözcüklerin 1960'ların sonunda yazılmış bir romanda nasıl yanyana kullanılabildiğini görürsek; bütün bu olguların ne kadar tarihsel-yapısal bir mekanizmanın parçası olduğunu da anlayabiliriz.
1950'lerde alanı yaratmış olan bilgisayar insanları kuşağından bir fizikçi ile sektörün yeni kuşağından, genç, özgür ve muhalif insanlardan oluşan küçük bir şirketinden , yaratıcı projeler üreten iki kişinin konuşması ve konu savunma sektörünün mantığına dair :
"aynı problem üzerinde çalışmak için birbirine bağlanmış eş dev bilgisayarlar dizisi; bu bir sistem tasarımcısının cenneti. başka hangi koşullar altında bu kadar keyifli bir şey yapma fırsatını yakalayabiliriz ki? nesnenin ekonomisi tamamen gülünç ve şaşırtıcı. yalnızca savunma birbirine bağlı bir sürü dev boyutlu bilgisayar için para saçabilir." (369)
40 yıl önce yazılmış bu roman cümlelerini, gazze savaşından, yeryüzünde öncelikli sektörlerden, güncel davaların ardındaki güçlerden ayrı düşünebilir miyiz? ama sorunu, ardındaki teorik-yapısal kurguyu anlamak için daha çok çaba gerekiyor; alıntılanan paragraftaki olgu, foucault görüşleri bağlamında şöyle okunabilir :
"erk, münhasıran olumsuz da değildir; daha baskıcı boyutlarının yanı sıra, haz ve anlam da üretir -yoksa, diye sorar foucault, erk bu kadar baştançıkarıcı ve güçlü olur muydu?" "foucault, bir gözetim içselleştirilmesinin nasıl geliştiğini, mekanın nasıl siyasal bir sorun olarak kabul edilmiş olduğunu, erk ilişkilerinin nasıl basitçe hasım olmaktan çok heterojen olabildiğini vb. gösterir." "hepimiz zaten düzenlenmişiz, zaten erk ağlarına katılırız, zaten erk operasyonları içinde oluşturulmuşuz -erkin yukardan baskı yaptığı 'özgür bireyler' gibi nosyonlar, bütünüyle anlamsızdır. foucault, bu tutumun 'her yerde erk görme'yi ya da marksizmin herşeyi iktisata indirgemesi gibi, herşeyi erke indirgemeyi gerektirmediğine inanıyordu. aksine sorunun, erkin özgül yöntemlerle ve stratejilerle nasıl işlediğini; modern batı toplumunda giderek artan bireylerin disipline edilmesi gibi önemli geçişlerin nasıl gerçekleşmiş olduğunu ve erkteki değişimlerin siyasal ve ekonomik boyutlarının nasıl gösterilebileceğini anlamak olduğunu belirtiyordu." (ideoloji; m.barret; sarmal yayınları 150,151,152)
oysa hiç teorik bir sorunsaldan söz etmiyorduk. mikro ve makro, yanılsamalı ve gerçek pek çok olguyu sıralarken anılan romanda şunlar yazılmış: "savunmanın retoriği elbette, insanın savunulduğudur. (....) (oysa) savunma roket depolarının savunulmasıdır, insanların ya da çevrenin değil, bunlar hariç tutulacaktır" (368)
gazze'de konum, mekan, zaman, temsiliyet vb.ile ilgili olduğu kadar belki de yeni savaş araçları deniyorlardır; kim böyle bir olgu olmadığını söyleyebilir ki... yarım yüzyıldır haksızlık ve kötülüklere karşı çıkmış aydınları eleştirdikleri durumları yargılayan davalarda sanık yapanlar; azınlık ve aydın cinayetlerinin ve katliam suçlularını en az cezayla kurtarmaya çalışıyor. tarihin dibindeki iman-inanç kurnazlığı-icadı-ticareti, siyaset ve ticaret kurnazlıklarıyla karışarak günümüzün manzarasını oluşturdular. bu ülkede gerçek bir ergenekon varsa, 1950'lerde nato'ya bağlanarak oluşturulan ve 50 yıldır intikam için yapılandırılmış olan ve son yıllarda küresel katliamlara dek sürekliliği olan mekanizma olarak vardır.
gazze savaşında ara bulucu rolüne geçmiş tüm "adamlar", bu konum-zaman-mekan savaşında sürecin böyle olmasından memnun uluslararası çetenin değişik ülkelerdeki temsilcileri : mafyanın basit teknikleri: saldırtan, durumdan fayda uman kurtarıcı rolündedir. yeryüzünün bu tekniklerle (!) de işletildiğini fark edip fark etmemeyi seçmektir bilinçlilik durumu...[ kendimi bu tanıma sığdırıp melanetlere bulaşmadan kurtarmışım. ama zaman geçtikçe görülen o ki tarihte tam olarak çözümlenmemiş tüm akıl, teknik, mantık, bilinç sorunlarıyla halleşmeden, yani bilinç yaygınlaşıp, belki geç aydınlanma diyebileceğimiz bir dalga olmadan, tarihte çok rastlanan geriye dönme sorunlarından kurtulmak güç olabilir.]
ay bitiyor, savaş da bitiyor. birinci ay konumu uygun küresel-siyasal nesne düzenlemeleri ile tamamlanmış oluyor : amerika'da 'hepimiz biriz' sloganı ile başkan değişiyor ! böylece ortadoğu'da savaşın, amerikan seçimleriyle ilgili olduğunu da anlıyoruz. [aradan geçen birkaç yıl sonra tv programlarında 'bölgedeki savaşların amerikanın kendi içindeki farklı politikaların rekabetinin yansımaları olduğu' doğrudan söylenebiliyor.] yine böylece anlıyoruz ki, olası bir değişim dalgasına karşı kitlelerin maniple edilebileceği (ırk-din vb.) kimi konular sıcaklaştırılmış, bir tedbir olarak... bir taşla kaç kuş vurduklarını varın siz hesap edin. [artan insan ve doğa katliamları böyle bir sonuç olarak da anlaşılmalı.] oysa yeryüzüne egemen kılınan değişimcilik söylemlerinin hepsi aynı sahtelik damgasını içeriyorlar : dolandırıcı yeryüzü partisinin farklı din ve dillerdeki akraba temsilcileri, birbirleriyle kâr ortağı olmanın gereği olarak; her dil, din, ırktan kitleleri ahmaklaştırarak, kurnazlıklarını tescil ettirmeye çalışıyorlar. israil'in çekilirken söylediği "gerekirse yine gelip aynısını yaparız" tehdidi ile "hepimiz biriz" kampanyası aynı küresel-askerî reklam şirketinin yansımaları gibi tınlıyorlar :
yineliyorum ama kaçınılmaz biçimde her yineleyişte farklı bir olguyu fark ediyoruz, çünkü : bir ülkede askerler dışlanıyor (sezgilerim dışlananların gündelik varoluşlarında dinsel aidiyetlerin önemsiz olanlardan seçildiğini sanıyor!); öteki ülkede askerler başka silahlı güçleri devre dışı bırakmak için içselleştiriliyor ve okullar, kadınlar, çocuklar saldırıya uğruyor; bir başka ülke savaştığı ülkeden askerlerini çektiğinde, vietnam savaşının deneyimi nedeniyle, sistem değişikliklerine yol açmayacak bir coğrafya bırakmayı amaçlıyor ve bunun en kolay yolu da çevredeki ülkelerin kapitalizme yedeklenmiş, sahtekar ve dinsel iktidarlara devredilmesi ve kitleleri dinsel bir retorik tepki düzleminde, geleneksel kölelik zincirlerine bağlı olmayı sürdürebilecekleri bir kültürel ortam yaratarak dizginlemek gerekiyor...denklem karmaşık ve çelişkili görünüyor ama tarih boyunca başka bir denklem işlemediki!...fark; hız, teknoloji, öznellik ve şizofreni artışlarında. öyle ki ayasofya'daki 16 yıllık inşaat iskelesinin sökülecek olması haberi bile, bu yapısal kurgunun parçası gibidir : "gazze'de ölüm, israil'de sevinç." "içimizdeki çocuk"u öldürmek içinmiş bu son yılların tüm çocuk ölümleri, nüfus düzenlemesi stratejileri meğerse !
*kişisel soykırımlar deyişini; nüfus, emlâk, varlık ve uzam politikaları bağlamında anlamak gerekir ve sanıldığından daha yaygın, sosyo-kültürel düzenlemelere içkin olduğunu düşünmek gerekir. örneğin mahalle baskısı araştırmalarında ortaya çıkan sonuçlar o, gerçek mekan,toplum, ilişkileri düşününce o kadar komik. **bir varsayım olarak, yaşadığım an'ların (bana yaşatılan) bilimsel deneyler (!) oluşu; birey ve yeryüzü arasındaki beden-mekan konumları açısından durumu değiştirmez. (herşeyden önce bana rağmen birşey yaşatılmaktadır!) ( örnek : "sinaptik engelleme kritik bir seviyenin altına inerse, tüm beyin üzerinde aniden eşzamanlı ateşleme yayınımı olduğu görülmüştür." cum. bilim teknik 1138; 12)
*** 2008 ilkbaharında islamcı bir radyoda konuşan ulemanın cümlesi olarak duydum . daha sonra çok kullanıldı. şimdi reklamlarda sıradan pazarlama cümlesi !
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder